"Kafanın söylediklerini duymakla kalbinden gelen mesajı dinlemek arasındaki farkı öğren. Kafanın konuşması toplumun bir ürünüdür. Kalbinin konuşması sonsuzluktan gelir." Aborjin Öğretisi

Görmediğim Memleketim

    

000erzurum1                                                                                                                                                                                         

 Merhaba Değerli Okuyucular,

Yazımın başlığı belki garibinize gidecektir. Görmediğim memleketim dedim. Neden görmediğin diye soracak olursanız ailem yaklaşık yetmiş sene önce Erzurum’dan Ankara’ya göç etmiş. Erzurum’da toprak, arazi ve ev olmadığı için geriye dönüş olmamış. Ama bildik bir cümle var ya köyünden, memleketinden uzak olanın dilinden düşmez: “Gitmesek de, görmesek de o köy bizim köyümüzdür.” Doğru; giderek görmediğim ama gönül gözümle çok gördüğüm Erzurum benim köyüm, benim memleketim. O öyle bir kültür, öyle bir sevda ki kuşaktan kuşağa geçen ve insanın ruhundan bedenine, bedeninden iliklerine kadar işleyen bir genetik mirastır. Nasıl ki bir davul zurna sesi duyduğumuzda saçlarımız diken diken oluyorsa işte böyle bir memleket sevdası işliyor içimize

Ben Ankara’da doğdum ve Ankara’da büyüdüm. Ancak Erzurum’un yemekleri, hikâyeleri, gelenekleri yani kısacası Erzurum’un kültürü ile büyüdüm. Nice zamanlar düşünmüşümdür; Erzurumlu doğmak mı önemli Erzurumlu olmak mı? Bana nerelisin diye sorduklarında, “Erzurumluyum” diyorum. Çünkü bununla gurur duyuyorum. Bugün Türkiye’de geçmişini, tarihini koruyan en önemli şehirlerden biridir Erzurum. Yaşanan birçok kahramanlık hikâyeleri ile namını tarihin silinmez sayfalarına kazımıştır. Kara Fatma lakaplı Seher Eren Kurtuluş savaşında Atatürk’ten aldığı izinle cepheden cepheye koşmuş, hatta üsteğmenlik rütbesi almıştır. Baş tacımız, anamız Nene Hatun 93 harbinde henüz genç bir gelinken, üç aylık yavrusunu Allah’a emanet edip, kendisi vatanı uğruna siper etmekten çekinmemiş ve bu cesareti ile sadece Türk değil, dünya tarihine adını yazdırmıştır. Erzurum Kongresi, Cumhuriyetimizin ilk meclisi olmuştur. Kurtuluş Savaşında Atatürk’ün en yakınında bulunanlar ve onunla vatanı kurtarmak için kendini ataşe atanlar yine çoğunlukla Erzurumlular olmuştur. Milli mücadelede onu yalnız bırakmayan Erzurumlulara Atatürk: “Savaşta yanımda olup, barışta kendileri için en ufak talepleri olmayan necip insanlar” diyerek, Erzurumluların ne kadar hesapsız, çıkarsız ve sadık olduğunu ifade etmiştir.

Hiçbir zaman değerlerini, özünü değiştirmeyen Erzurumlular ata sporları olan Cirit’e de yüzyıllar boyunca sahip çıkarak günümüze kadar taşımışlardır. Cirit Erzurumluların yiğitliğini cesaretini sergilediği için Erzurum’da büyük ilgi görmektedir.

Gelelim Oltu taşına; Babaannemin bana ölmeden önce verdiği yüzyıllık Oltu taşı kolyeyi boynuma her taktığımda, hatta elime aldığımda Erzurumlu olmanın onurunu taşıyorum. Bana öyle geliyor ki Oltu taşının Erzurum toprağından çıkması bir tesadüf değil. O Erzurum’un sadece Oltu taşı değil. O yediden yetmişe değişmeyen Erzurum ruhunun, ahlakının, gücünün, cesaretinin, mertliğinin aynası olan bir cevherdir. Üzerinde taşıyan kimseye Erzurum’un asaletini yansıtır. Kısacası Oltu taşı Erzurum’un en önemli sembolüdür.

Bu yazıda şu konudan da bahsetmeden geçmek istemiyorum. Bana nerelisin diye sorulduğunda Erzurumluyum dediğimde Dadaş mısın? Diye ikinci bir soru sorarlar. Sanki dadaşlık bir milliyet, bir ırk yâda bir mezhepmiş gibi. Dadaşlık bir insani değerdir. Bu insani değerleri taşıyan Erzurumlara verilmiş bir isimdir. Dadaşlık mertliktir, dürüstlüktür, kardeşliktir, ağabeyliktir, gözü tokluktur. Doğuda birçok ilde kan davası olayları yaşanırken Erzurum bu güne kadar hiçbir şekilde kan davasıyla anılmamıştır. Bu da dadaşlığın bir en bilinen özelliğidir. Bir yazıda okumuştum; “Hiçbir dadaş anası elini kana bulamış evladına sütünü helal etmez”miş.

Aslında bahsetmek istediğim o kadar çok konu var ki.. Erzurum’un barı-halayı, çayı-şekeri dili-şivesi, duası-bedduası ayrı bir zenginliktir

Gülen Çiçek

Canım Türkiye’min Başkenti Ankara’da doğdum. 5 yaşında okuma yazma öğrendim ve ilk okuduğum kitap Atatürk’ün hayatı oldu. İlkokul, ortaokul ve lise yıllarında şiir yarışmalarda çeşitli dereceler aldım. İşletme lisans öğrenimimden sonra Ahmet Yesevi Üniversitesinde Yönetim Organizasyon Yüksek Lisans eğitimi aldım. Çalışma hayatıma Jandarma Genel Komutanlığında memur olarak başladım. Sekiz yıl sonra istifa ederek kendi işimi kurdum. Sigorta, Reklam, İnsan Kaynakları, Eğitim ve Danışmanlık Hizmetleri adı altında şirketleri yönettim. Daha sonra bir Sivil Toplum Örgütünde Başkanlık Başdanışmanlığı ve Kadın Kolları Başkanlığı yaptım.2006 yılında özel sektöre veda ederek şu anda görev yaptığım Sosyal Güvenlik Kurumunda tekrar memuriyete döndüm. Görev yaptığım Kocatepe Sağlık Merkezinin dergisinde, ulusal dergilerde ve internet üzerinden yayınlanan bazı e-dergilerde deneme, makale, röportaj gibi çeşitli yazılarım yayınlandı. Halen Atatürk Üniversitesi İş Sağlığı ve Güvenliği bölümümde Ön lisans öğrencisiyim. Fırsat buldukça amatörce yazı çalışmalarıma devam etmekteyim.

Bunlar ilginizi çekebilir...

Bir cevap yazın