"Kafanın söylediklerini duymakla kalbinden gelen mesajı dinlemek arasındaki farkı öğren. Kafanın konuşması toplumun bir ürünüdür. Kalbinin konuşması sonsuzluktan gelir." Aborjin Öğretisi

MİLLİ KÜLTÜR, DİL VE EMPERYALİZM

milli kültür

Değerli Dolunay dergisi okuyucuları,

Aileleri, çocukları ve torunları ile güzel vakitler geçirmek yerine, asil ve yüce Türk milletinin huzur ve mutluluğu için kıymetli vakitlerinden fedakârlık yaparak DOLUNAY dergisini çıkaran iki nesil kadın yönetici ve yazarlara şükranlarımı arz ediyorum. Kısmet olursa, zaman zaman sosyal, politik ve ekonomik konularda düşüncelerimi sizlerle paylaşmak istiyorum.

Özellikle son 50 yıldır ABD’den başlayan, toplumu oluşturan fertlerin düşüncelerini yönlendirme ile seçim kazanma ve iktidarı ele geçirerek ekonomileri kontrol etme düşüncesi diğer ülkelere de yayıldı. Zenginlik ve hâkimiyetini sürdürmek isteyen Batı’nın emellerine erişebilmek için diğer devlet ve milletlerin kültür yapılarından başlayarak kurumsal yapılarını değiştirme çabası artık her kes tarafından bilinmektedir. Örnek olarak Avrupa Birliği mevzuat uyum çalışmaları sadece kanunların uyumlaştırılması değildir. Aynı zamanda mevzuat uyumuyla birlikte kültürel benzeşme sağlanması çalışmalarıdır. Kanunlarımızdan zinanın suç olmaktan çıkarılması Avrupa’nın kendi kültürel kodlarını, dünya görüşünü diğer ülkelere hâkim kılabilme çalışmasının sonucudur. Ancak bunun bilincinde olmayan kadrolar bu kararı alırken çok evli olan yandaşlarını akladıklarını zannetmiş ve oy birliği ile onaylamıştır.

Bu değişimlerin sağlanabilmesi için öncelikle kendilerinin insan ve devlet yapısı olarak üstünlüğünü diğer milletlere kabul ettirmesi gerekir. Ancak bu kabul edilirse değişim kolaylıkla sağlanır ve başka milletlere ait kaynaklar istenildiği gibi kontrol edilebilir. Bunun için batı doğuyu tanımak ve sonra ona hâkim olmak için her alanda yüzlerce yıldır Oryantalist çalışmalarına devam etmektedir.

Bu acıtıcı emperyalist, kapitalist bakışın ilk kademesinde diğer milletlerin asırlar içinde oluşturdukları ve onunla bağımsız yaşadıkları öz kültürlerinden kopması gerekmektedir. Öğretide kültürü oluşturan temel öğeler dil, din, töre,  tarih, sanat ve dünya görüşü olarak sıralanır. Her ne kadar bayrak ve milli marş temel öğe olarak sayılmasa da ülkemizde doğrudan hedef alınmaları, bayrak ve milli marşın da milli birliğin muhafazası noktasında kültürün temel öğesi olarak kabulünü gerektirmektedir. Kültürü oluşturan bu unsurların aşınması halinde o toplum kendi olmaktan çıkar. Aşınan ve eksilenler de kim tarafından doldurulursa kültürel hâkimiyetin de oraya doğru kayacağı aşikârdır.

İşte bu evrensel kuralı bilen emperyalistler sömürmeyi, parçalamayı ve hâkim olmak istediği milletlerde dili bozma çalışmalarına öncelik vermektedir. Bu noktada Sovyetler birliğinin de Türk devletlerinde aynı çalışmaları yaptığını ve alfabeleri farklılaştırdığını unutmamak gerekir.

Çok masum ve doğal görünen bazı konulara dikkat çekmek maksadıyla Gazete 5 internet gazetesinde yayınlanan bir yazımda bu hususlara değinmiştim. Osmanlıca ile ilgili lüzumsuz gündemden ilham alarak, devleti yönetenlerle, kendini aydın olarak niteleyenlerin Türk alfabesinde yer alan harfleri ve muhtelif yabancı markaları İngilizce telaffuz etmekte hiçbir hassasiyet göstermediğini örnekledim.

NTV televizyonunun kurulduğu 1996 ve CNN Türk’ün kurulduğu 1999 yılından bu yana yayınlanan Şura Kararlarına göz attım ve Türk dilinin bozulmasını ve yanlış kullanımını engelleyecek ne bir teklif ne de karar göremedim. Siz şimdi okurken NTV’yi “en, ti, vi”, CNN’yi “si, en, en” diye mi okudunuz yoksa Ne,Te, Ve – Ce, Ne, Ne diye mi okudunuz? Bunun üniversite mezunu birçok arkadaşımla denemesini yaptım. Hatta ilkokul mezunu yetişkinlerle, ilkokul çocukları ile deneme yaptım. Ne dediğimi Türkçe okuduğumda anlayamadılar ama “En Ti Vi” dediğimde hemen anladılar. En garabeti de CNBC-E. Başlangıç İngilizce okunuyor ( Si,En,Bi,Si) sonu ise gariban, yalnızca E. “ demiştim.

Evet, ne yazık ki bu yazımdan sonra pek çok hanımefendi okurum e-posta göndererek çocuklarının harfleri telaffuz ederken İngilizce-Türkçe karışık kullandıklarını ve ne siyasilerin ne de aydınların bu konuda hassasiyet gösterdiğine dair hiçbir şeye rastlamadıklarını ifade ettiler. Buradan da görülüyor ki geleceğimiz çocuklarımızla aile içinde en fazla zaman geçiren annelerimizin Türkçe hassasiyeti milli kültürümüzün koruyucusu olacaktır.

Bu yazımızı da aynı şekilde bitirmek istiyorum. “Elbette küreselleşen dünyada yabancı firmaların kendi isim ve marka adlarıyla yatırım yapması kaçınılmaz bir olgudur. Ancak bunların kullanımında yetişen nesillerin algılamalarını değiştirecek, dilimizin kullanımını bozacak hususlara dikkat edilmesi gerekmektedir. NTV’yi “Ne,Te,Ve” olarak okuduğumuzda ne TV (Te,Ve) kanalının markasına ne de tanıtımına bir zarar vermeyiz fakat ayrı bir devlet ve millet olarak kimliğimize uygun davranmış oluruz. Milletin muhafazası için Türkçenin korunması ve geliştirilmesi gerekmektedir.

Bunlar ilginizi çekebilir...

Bir Cevap Yazın