"Kafanın söylediklerini duymakla kalbinden gelen mesajı dinlemek arasındaki farkı öğren. Kafanın konuşması toplumun bir ürünüdür. Kalbinin konuşması sonsuzluktan gelir." Aborjin Öğretisi

Kadınlar Haklıysa, Yanlış Nerede?      

woman-281473_1920

8 Mart, 150 yıla yakın bir zamandan beri, dünyada çalışan kadınların adalet, hakça bölüşüm, insanca yaşama, kalkınma ve daha huzurlu yaşama ve yaşatma özlemlerini, hayatlarını hiçe sayarak haykırmalarının, dünyaya duyurmalarının kayıtlara geçen başlangıcıdır… 8 Mart’ı “Emekçi Kadınlar” kazanmışlardır ama bugün, “Dünyanın bütün Kadınlarının Günü”dür… Kazanılmış hakkı kim reddeder ki!.. Bununla birlikte; İş hayatında haksızlık olarak görülen bir uygulamaya karşı kadınların toplumsal dayanışmasının; başkaldırısının ve 130’a yakın cana mâl olan, üzücü sonuçlarının yıldönümüdür. Haklar da, anma yıldönümünün uluslararası ölçekte kabul görme süreci de kolay olmamıştır. Bu uğurda hayatlarını kaybedenleri, mücadele edenleri rahmetle ve şükranla anıyoruz…

8 Mart’ın Dünya Kadınlar Günü olarak ilanı ve uluslararası düzeyde kabul görmesi 1970’li yıllarda olsa da, bu kabule kaynaklık eden olay ve kırılma noktası olarak tarihe geçme süreci; anma/kutlama gününe dönüşmesi, 130 yıl civarında sürer. Olay; 1800’lerin ortasına(bazı kaynaklarda 1857’dir) kadar gider. ABD’de New York kentindeki bir tekstil fabrikasında bir grup kadın işçi, işverenin kendileri aleyhine sürdürdüğü haksızlıklarını daha fazla kabullenmek istemez ve grev yapar. İşveren, grevin diğer işçileri de etkilememesi için, grevci kadınları fabrika binasında hapseder. Bir süre sonra beklenmedik bir şey olur ve fabrika yanmaya başlar. Fabrikadaki kadın işçilerden çok azı kaçarak kurtulmayı başarır. Fabrikanın çevresine kurulmuş olan barikatları aşamayan 129 kadın işçi yanarak ölür. Aynı yıl bölgedeki diğer endüstri kollarındaki kadınlar da mücadeleye devam ederler. Bölgesel ölçekte gibi görülen bu ve benzeri olaylar sürer gider. Çünkü haklar yasal çerçeveye oturtulamaz.

dunya_kadinlar_gunu_neden_var_h1580_31329

Daha yakın dönemlere gelindiğinde ve genel çerçevede bakıldığında ise; dönem dönem kısmi iyileşmeler olsa da dünyanın hemen her yerinde, kadınlar toplumsal haklarını erkeklere göre daha geriden ve mücadelelerle almak zorunda kalmışlardır. Bu yüzden kadınların yürüttüğü mücadelenin temelinde seçme ve seçilme hakkı, günlük çalışma saatlerinin, koşullarının ve ücretlendirmenin yeniden düzenlenmesi gibi konular bulunmaktadır.

Batılı gelişmiş ülkelerin kadınları 20. Yüzyılın ikinci yarısından itibaren; vatandaşlık hakları, yasaları ve uygulamaları açısından daha şanslı durumdadır. Türkiye’nin de içinde bulunduğu “Gelişmekte olan” ülkelerde ise yasalar olmakla birlikte uygulamada; istihdam ve görevde yükselmeler konusunda, özellikle işe alımlarda, yönetim ve denetim mekanizmalarında yer alma noktasında, eşitsizlik devam etmektedir. Bu durum; yönetim süreçlerine katılım gücü, çevresel etki dairesi dolayısıyla siyasal alanda dünyada ve ülkemizde daha izlenebilir olsa da çalışma hayatında da farklı değildir. Ayrıca bunun sosyal hayata da yansımaları olmaktadır…

Sayısal olarak az olsa da dünyada çalışma hayatında, üretimin içinde etkin durumda bulunan kadınlar, sendikalar ve kadın sivil toplum kuruluşları, 1800’lü yılların ortalarında başlayan mücadeleyi günümüze kadar sürdürmüşler ama ne yazık ki hâlâ çoğu ülkede olması gerekenler yoktur. Bizim ülkemizde de hâlâ daha iyi çalışma şartları, emeklerinin karşılığında hak ettikleri ücret, eşit işe eşit ücret, görevde yükselme, çocukları için gündüz bakımevi vb. daha iyi yaşam için mücadele edilmektedir. Bunca yıllık mücadeleye rağmen haksızlıklar süregelmektedir..tıpkı dünyadaki diğer haksızlıkların, savaşların sürdüğü gibi.. Bir türlü kalıcı, sürdürülebilir çözümler üretilmiyor veya üretilemiyorsa, yanlışlık nerede?

Şüphesiz ki; cevabı kolay verilebilecek bir soru değildir, bu.  Temelinde erkek egemen yapıların olduğunu söylemek yanlış olmaz. Ancak; günümüzde doğudan batıya, kuzeyden güneye dünyanın bütün ülkelerindeki -tamamına yakını- erkek olan yöneticiler, çeşitli vesilelerle ve Kadınlar Günü dolayısıyla da haksızlıkları tespit ve düzeltileceğine ilişkin vaatler içeren açıklamalar yapıyorlar.  Bu cümleden olarak; Türkiye’de de son yıllarda daha organize olarak, ilgili kurum ve kuruluşlar, siyasi partiler adına yapılan çeşitli açıklamalar oluyor. Cumhurbaşkanımız sayın Recep Tayyip Erdoğan da bir çok toplantıya katılarak konuşmalar yaptı, büyük bir kadın topluluğunu Cumhurbaşkanlığı Köşkü’nde kabul ederek, kutladı, kadının kıymetine, haklılığına ve haklarına vurgu yaptı.. Ankara’da, Türk Metal Sendikası Kadın İşçiler 21. Büyük Kurultayı’ndaki konuşmalarını dikkatle dinledim. İslâm’ın kadına bakışına gönderme de yaptığı konuşmasında; “Kadınlar inayet değil, adalet bekliyor; kota değil, adil bir yarış talep ediyor; istismar edilmek değil, saygı görmek istiyor. Kimse kadınların bu isteklerine kulak tıkayamaz, sırtını dönemez…” diyerek; kadınlardan yana bir bakış açısı ortaya koydu…Aklıma yine yukarıdaki soru takıldı: Peki, yanlışlık nerede, olması gerekenler neden olamıyor, olmaması gerekenler neden oluyor, çözüm nedir?

Olumlu bakış açısı, niyetler elbette ki, hedefe giden yolda önemli bir basamaktır, ama sosyal olaylarda niyetin görünen ve görünmeyen kısmı vardır, olabilir. Onun için,  sonraki basamakların daha görünür ve sağlam olması daha önemlidir. Galiba kadın hakları, kadına yönelik şiddetin önlenmesi yolundaki en büyük eksikler bu basamaklarda; yani uygulamalarda ortaya çıkıyor. Artık sözler, niyetler, vaatler yerini icraatlara bırakmalıdır!.  Özelikle kadın cinayetlerinin önlenmesi yolundaki yakın, orta ve uzak vadeli hem önleyici hem caydırıcı çalışmaların, yasa değişikliklerinin yapılması, mahkeme kararlarının sübjektifliğinin yansımalarının ele alınması şarttır.

Dergimizin sonraki  sayılarında konuya ilişkin araştırmalarımızı, gelişmeleri sizlerle paylaşmaya devam edeceğiz.

Bunlar ilginizi çekebilir...

Bir cevap yazın