"Kafanın söylediklerini duymakla kalbinden gelen mesajı dinlemek arasındaki farkı öğren. Kafanın konuşması toplumun bir ürünüdür. Kalbinin konuşması sonsuzluktan gelir." Aborjin Öğretisi

Bilirsek, Çok Şey Fark Eder!  

88ata

Dergimize bir üst kategori olarak “Atatürk Farkı” başlığını koyma fikri, Yayın Kurulumuzda oy birliğiyle kabul edilmişti. Türkiye dışından gelen arkadaşlarımız da dâhil olmak üzere herkes, Atatürk’ün birçok konu ve alanda dâhiyane farklı olduğunu biliyor ve buna yürekten inanıyordu.. İçlerinden konu başlığı söyleyenler de çıktı… Hâl böyle olunca, ana başlık olması uygundur, dedik.

“Şu an bu yazıyı okuyorsanız Dergimizi incelediğinizi(veya hemen inceleyeceğinizi) düşünüyorum. İlk sayıyı, Atatürk’ümüzün yüce şahsiyetlerine atfen çıkarmış ve demiştik ki; “…biz kadınları cesaretlendiren, ufuk açan, vatandaşlık haklarımızı yasallaştıran; bize büyük hedefler gösteren, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu, 20. Yüzyılın dahi lideri, komutanı, halk önderi, devlet adamı Gazi Mustafa Kemal Atatürk’tür”. Atatürk dönemindeki bazı kazanımlarımız günümüze kadar yasal anlamda geliştirildi ancak; uygulamalar açısından bakıldığında, modern batı ülkelerinin gerisindeyiz, tabiiki…

En temel hak yaşamak hakkıdır; bir türlü kadın cinayetleri önlenememiştir! Kadına yönelik şiddet, taciz ve tecavüz hız kesmeden devam etmektedir. Anayasa ve diğer yasaların verdiği haklarımız uygulanmamaktadır. Bu yönde kazanılan davalar emsal teşkil ettirilmeyip, tekrar tekrar davalar açılması gerekmekte, bu hem enerjimizi düşürmekte hem de hak aramayı caydırmaktadır. Haksızlıklar çalışma hayatında; devlet ve özel sektörde, “cinsiyet eşitsizliği” olarak karşımıza çıkmakta; yönetim ve denetim kademelerinde çok düşük oranlarda yer alabilmekteyiz. Doğurganlık yetisi kadında olduğu için çocuk doğuran kadınının; doğum sürecinde dışarıya yansıtmadığı fiziksel ve ruhsal pek çok sıkıntıları, onların verimsizliğine veya sorunlu oluşuna tahvil edilebilmektedir. Hamile kadınların sokakta dolaşması, acımasız hatta ahlaksızca; “ahlak yoksunluğu” gibi sunulmakta.. böylece hem kadına manevi baskı yaşatılırken hem de bağnaz kişilere haklılık kazandırılıp suça teşvik edilmektedir… Aynı zamanda yasalar,  Devletin almaya çalıştığı tedbirler de ne yazık ki sabote ediliyor. En önemlisi de kadına yönelik şiddet besleniyor, hedef haline getiriliyor!..

Bununla birlikte; güzel kazanımlarımız da var elbette. İstediğimiz her alanda eğitim alabiliyoruz. Her meslekte kadınları görmek bizim için çok sıradan görünen bir konudur; hatta kanıksanmış bir durumdur. Sosyal, kültürel, siyasal, ekonomik çalışmalarda yer alabiliyor, kendimiz başlatabiliyoruz. Uluslararası projeler geliştirebiliriz. Şu anda okumakta olduğunuz bu dergi de böyle bir projedir. Bu proje ile Türkiye ve Türk dünyasının sosyo-kültürel, ekonomik, stratejik, çevreyle ilgili güncel konularına; evrensel olarak insan haklarına ve yasalar önünde(kadını, erkeği, çocuğu ile) vatandaşlık haklarına, bunların toplumlara ve inançlara izdüşümüne; üretim ve tüketim ilişkisine; doğal çevrenin korunmasına;  dünyanın ekonomi, iş hayatı, uluslararası ilişkilerine; kurumsal ve İnsan ilişkilerine ve daha pek çok konuya katkı getirebilecek çalışmalar yapabiliriz. Bunlarla ilgili eğitimler alabilir veya biz kadınlar verebiliriz… Bütün bunları biz Türk kadınları, büyük önder Atatürk’ümüzün kurduğu demokratik, laik, sosyal bir hukuk devletinde hak ettik ve geliştirmeye devam edeceğiz… Bu haklarımızı Cumhuriyet öncesi (Osmanlı dönemi) kadınlarımızın şartlarıyla kıyas şöyle dursun, günümüz “çağdaş” İslâm ülkeleriyle kıyaslanamayacak kadar öndedir. Bu ülkelerin hemen hepsinde duvarların arkasındaki* kadını ve çığlıklarını görürüz..Biraz bireyselleşebilmek,  kendisini ifade edebilmek; evrensel temel insan haklarından yararlanmak için çırpınan kadınları!!!

Bu noktada Atatürk’ün “insan ırkının da İslâm’ın da kurtuluşu demokrasidedir” sözünün haklılığı aşikardır. İslâm ülkelerinde demokrasi işletilebilseydi, IŞİD(DAİŞ), EL KAİDE, EL NUSRA… ortaya çıkacak zemin bulabilir, “İslâm adına” terör uygulayabilir miydi!.. Allah’ın dinine bühtan edilebilir; Yüce Allah’ın ayrım yapmadan, yeryüzündeki halifesi yaptığı kullarına kadın-erkek, siyah-beyaz, zengin-fakir, Müslüman-Hristiyan-Ateist vb. ayrımcılıklarla zulüm yapılabilir miydi!..

Bu yüzden Atatürk’ün demokrasi ve kadına bakışı, vatandaşlık haklarıyla ve uygulamalarıyla ilgili yaptıklarını bıkmadan yazmak, anlatmak çok önemlidir. Özümseyerek, inanarak anlatmak ve yazmak ise, hem büyük öndere saygının hem de Allah indinde ve tarihe sorumluluğumuzun gereği olacaktır. Sakın, Atatürk’ü “kutsadığımızı” düşünmeyiniz(ki, zaten  ihtiyacı da yoktur) sadece, çağının ötesini nasıl bu kadar net görebildiğini anlamaya ve anlatmaya çalışıyoruz; ülkemizin, bölgemizin ve dünyanın huzuru ve mutluluğu için…

81ata

Yabancı devlet adamı, sanatçı, gazeteci ve bilim adamına göre Atatürk Farkı nasıl algılanmış, diye merak edenleriniz vardır belki, işte bazı kişiler ve tespitleri:

  • İngiliz General Mc ARTHUR’a göre, “…O, Türklere; bir milletin büyüklüğünün temel taşını teşkil eden, kendine güvenme ve dayanma duygusunu vermiştir…”
  • Çinli tarihçi Tzu-Hsi(1933’de): “… açtığı bu devir içinde dünya siyasetinde yakından izlediğimiz ve saptadığımız, herkesi hayran bırakan zaferleri gibi, Asya ve Avrupa’yı yeni Türkiye ile birleştirerek gerçek ve insani ve ilmi birlik meydana getirecek ve her çeşit mutluluğun zirvesine çıkaracaktır. Bu başarı, bu yüce insanın şahsiyetinde bulunmaktadır.
  • Fransız Başbakanı Eduard Herriot(29 Ekim 1933): “…Atatürk gibi milletiyle kaynaşan, onun için didinen, acı çeken, ve pek çok güçlüğe rağmen onu asıl alınyazısını gerçekleştirmeye yönelten bir öndere tarihte pek az rastlanır.”
  • İngiliz General Sir Charles TOWSHEND(1922): “Ben şimdiye kadar 15 hükümdar ve cumhurbaşkanı ile konuşmalar yaptım, bu geceki kadar ezildiğimi hatırlamıyorum. Mustafa Kemal’de büyük bir ruh kudretinin esrarı var.”
  • Mısır El-Ehram Gazetesi(1938): “Atatürk, tarihte görülmüş olan büyük adamların hiçbirine benzemez. Çünkü Onun yaptıkları, insanoğlunun yapabileceği şeylerden değildir.”
  • Pakistan- Eyüp Han : Kemal Atatürk, yalnız bu yüzyılın en büyük adamlarından biri değildir. Biz Pakistan’da Onu, gelmiş geçmiş bütün çağların en büyük adamlarından biri olarak görüyoruz. Askeri bir deha, doğuştan bir lider ve büyük bir vatanseverdir.
  • Pakistan Devlet Başkanı Muhammed Ali Cinnah(1954) :”…Atatürk gibi bir önder, önlerinde bir ilham kaynağı olarak dikildiği halde Hint Müslümanları bugünkü durumlarına hâlâ razı olacaklar mı?…”
  • Yunanistan Başbakanı General Metaksas(1938): “Atatürk yalnız Türk tarihinin büyük bir adamı değil, aynı zamanda büyük bir insandır. Onun yeni Türkiye’yi yaratan mucizesi, yüzyılları geride bırakan bir anıt olarak kalacaktır.
  • İngiliz Tarihçi Arnold TOYNBEE: “…Mustafa Kemal uyanık, doğru görüşlü, sarsılmaz derecede sağlam karakterli ve otokratik disipşinli bir liderdi.”
  • Thomas A. Vaidis(Kemal Atatürk 1967): “…Mustafa Kemal bir halk kahramanı, eşsiz bir liderdir.. ilerleme ye uygarlığa da gönül vermiştir…

Son yıllarda yapılan araştırmalar, dünyanın hemen her yerinde, yüzlerce yabancı devlet adamı; gazeteci, yazar, sanatçı, ilim adamının Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü çok iyi tanıdığını, yalnız çağdaşlarıyla değil, dünya tarihindeki bütün devlet, halk, askeri liderle de kıyaslar yaparak; Onun hakkında tespitler yaptıklarını ortaya koyuyor. Yukarıdaki örnekler, komşu ülkelerin yahut uzakta olsalar da Türkiye’nin bir döneminde rolü ve/veya gözü olan emperyalist ülkelerin etkili, yetkili veya araştırmacıları arasından rastgele seçilmiş örneklerdir.  Bu kişilerin ortak yönleri, Atatürk’ü gerçekten tanımaya çalışmaları ve O’na ait olumlu düşünceler içermesidir ki; sadece o görüşler bile Onun eşsiz liderliğinin ispatıdır.

Evet; Atatürk gerçekten farklı, yüksek bir şahsiyettir.

O’nu iyi tahlil eden bir edebiyatçımız Faruk Nafiz Çamlıbel şöyle anlatır, Atatürk’ün farklılığını; “Türk tarihinin yüzyıllardan beri asık duran yüzüne ilk gülümsemeyi işleyen, gözyaşlarını silen ve onun gözlerine en aydınlık nüfuzları işaret eden kudretli el, onun elidir. Viyana kuşatmasından sonra yüzü gülmeyen Türk milletinin Çanakkale’de gözyaşlarını silmesinden, büyük taarruzla asık duran yüzüne gülümsemeyi işlemesinden dolayı Atatürk farklıdır”.

Bütün bunların yanında; hayatı savaş alanlarında geçen ve olağandışı başarılı bir asker olan Atatürk, “…harp zaruri ve hayati olmalıdır. Milletin hayatı tehlikeye maruz kalmadıkça harp bir cinayettir.” Diyebilecek kadar üstün bir ruh haline sahip, çok farklı bir komutandır. Biz de Ondan ilham alarak diyoruz ki; “İnsanlığın kurtuluşu, kendisini büyük gören bütün liderlerin: “yurtta barış cihanda barış” diyebilmesine bağlıdır.

O; gerçek bir fikir ve ilim adamıdır; bilimsel esneklikleri vardır, kalıplaşmış yargılardan, taassuptan uzaktır. Aklın ve bilimin yolundan gitmeye ve başkalarını da teşvik etmeye çalışır.

Osmanlı’nın sonunu kimilerine göre son padişahların yetersizlikleri çabuklaştırmıştır; başta ekonomi, siyaset ve uluslararası ilişkiler konuları olmak üzere, çağdaş ilmi yaklaşımları bilmemeleri ve/veya uygulamamaları başarısızlığın nedenidir. Kimilerine göre ise, yenilenen ve güçlenen Hristiyan Batı Bloku ve ABD’nin de ekonomisini yöneten tröstler(uluslararası büyük şirketler) Cihanşümul” Osmanlı Türk Devleti’nin,  600 yüzyıl süren varlığını, saltanatını bitirmeye karar vermişlerdir. Ancak, Balkan Savaşını kaybeden Türk milleti,  emperyalizme açmış olduğu savaş ile sömürülen tüm devletlere örnek olmuş ve Atatürk de bir dünya lideri hâline gelmiştir.

Türk dili, edebiyatı veya sanatının özetle; Türk kültürünün özünü arayan çabalar, Atatürk‘ün önderliğinde başarılı sonuçlar vermiş ve bir “ulus devleti” yaratma yolunda emin adımlarla ilerlenmeye başlanmıştır. Bununla birlikte çağdaş Türk devleti yaratmak amacıyla batıdaki medeni hukuk kuralları, Türk ahlâk ve kültürüne uygun biçimde topluma aktarmaya çalışılmıştır.

Bir paket program gibi bakalım reform niteliğindeki uygulamalarına:

  • Kız çocuklarının ve kadınların değer gördüğü,
  • Köylünün milletin efendisi olduğu,
  • Ekonominin yılda %40 büyüme sağladığı,
  • Üretim odaklı; yeni fabrikaların ve üniversitelerin açıldığı,
  •  Ulaşımda(gelişmiş uzak Asya Pasifik ve modern Batı Avrupa’nın da tercihi olan) ekonomik ve alternatifli demiryolculuğu tercih eden,
  • Başarılı kimsesiz öğrencilerin de yurt dışına öğrenim görmek üzere gönderildiği,
  • Kılık kıyafet serbestliğiyle insanların modern bir toplum olmaya başladığı,
  • Türk dil, tarih ve kültürünün ince ayrıntılarına kadar bilimsel düzeyde araştırıldığı,
  • Din ve vicdan özgürlüğü temelinde laik bir toplum ahlâkını benimseyen
  • Tam bağımsızlığını ve milli kimliğini koruyan üniter bir devleti olan,
  • Halkının yüreğinde taht kurduğu kadar dış siyasette de Türkiye Cumhuriyeti’nin başını dik tutan
  • …liste daha uzaar gider…

Bir de en yakın geçmiş diye seçtiğim bir Cumhurbaşkanımızın görüşünü paylaşayım istedim**… 12. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün ifadelerine bakalım: “… Atatürk’ün, çağını aşan bir lider, büyük bir deha, gerçekçi bir devlet adamı ve komutan olarak yaptıkları, başarıları, fikirleri, her şart altında muhafaza ettiği barışçı kimliği, yenilikçi ve reformist kişiliği bütün insanlığın saygısını kazanmıştır”… “Mustafa Kemal gerek savaş yıllarında, gerek savaş sonrasındaki adımlarıyla milli egemenlik ilkesine dayanan, gücünü milletten alan modern Türkiye’nin temellerini atmıştır ki;  Atatürk’ü zamanının liderlerinden ayıran farkı burada aramak gerekir”. 

Abdullah Gül’ün sadece Türkiye’deki değil, bütün Türk devlet ve topluluklarındaki yöneticilere de ışık tutabilecek sözleri de şöyledir: “…Bu süreçte Atatürk’ün milletimize gösterdiği hedefin neresinde olduğumuzu gözden geçirmemiz ve yapılması gerekenleri yeniden planlamamız da önem taşımaktadır. Cumhuriyetin 100. Yılında… bireysel hak ve özgürlüklerin çerçevesini genişletmiş, her alanda gelişmiş, üretken, zengin, demokrat ve modern bir Türkiye görmek hepimizin ortak amacı olmalıdır”.

Dergi ekibi olarak; en önemli farkı dehası ve yüksek karakteri ve ahlakı olan Cennet Mekân Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ü,  Çanakkale Zaferi’nin 101.  yıl dönümünde  saygı, rahmet, minnet ve özlemle anıyoruz.

* İslâm ülkelerinde kadını anlatan “Duvarların Arkasında” programını internetten indirerek izlemenizi öneririm.

Ufuk Baykal Ülger

Iğdır'da dünyaya geldi. TRT Türkiye'nin Sesi ve Ankara Radyosu'nda 20 yıl Prodüktör olarak çalıştı.Türkiye'nin Sesi Radyosu'nda Türkçe Yayınlar Müdürlüğü yaptı. Halen Yayın Denetmeni olarak görev yapmaktadır. Programcılığı milletine, insanlığa hizmet için kutsal bir görev olarak benimsedi; yurt içi ve dışındaki Türk vatandaşlarına ve soydaşlarına yönelik yaptığı programlarında, Türk kültür değerlerini, insanlık ve medeniyet tarihine katkılarını programlaştırdı. Türk dünyası kavramını yayıncılıkta ilk ifade eden insanlardan birisi olarak, bu dünyayı hem birbirlerine, hem Türkiye’deki ve yurt dışındaki vatandaşlarımıza tanıttı, ortak geleceğimize köprü olmaya çalıştı.

Bunlar ilginizi çekebilir...

Bir Cevap Yazın