"Kafanın söylediklerini duymakla kalbinden gelen mesajı dinlemek arasındaki farkı öğren. Kafanın konuşması toplumun bir ürünüdür. Kalbinin konuşması sonsuzluktan gelir." Aborjin Öğretisi

HEDEF TÜRK’ÜN BİRLİĞİ

 

orhun yazıtları

Göktürk(Orhun) Yazıtları

Dünya her geçen gün hızlı bir şekilde küçülüyor ve küreselleşmeye doğru gidiyor. Bu nedenle iletişimin  ve etkileşimin önemi bir kez daha  ortaya çıkıyor. Küreselleşen dünyada bunun kimlerin isteği doğrultusunda ve  ne şekilde olduğundan öte,  milletimizin durumu ve konumu  bizi oldukça ilgilendiren bir unsur halini alıyor.

Ortak değerler yaygınlaşırken, baskın kültürlerin değerleri ortaklaştırılmaya çalışılıyor. Yani sözde ‘‘evrensellik’’, aslında baskın ve güçlü milletlerin, milli değerlerini, kültürlerini tüm dünyaya kabul ettirme inancıyla gerçekleştiriliyor. İşte burada dilin önemi bir kez daha ortaya çıkıyor.

Dil iletişim aracı olarak tanımlanıyor. Aslında iletişim aracı olan  dil,  insanlar arasında ortak duygu, düşünce birliği sağlarken,insanlara birey olmanın ötesinde  ‘‘MİLLET’’ olma vasfı kazandıran çok önemli bir unsur.

Bugün yaşayan dünya dilleri arasında en eski yazılı metne sahip olan dil, Türk Dili’dir. Türk Dili, bugün bilim ve edebiyat dili olarak kabul edilen birçok dünya dilinden daha eski bir dildir. Türkçe’nin en eski yazılı metinleri olarak bilinen Göktürk Yazıtları’ndaki dil, oldukça gelişmiş, işlenmiş, edebi ve bilimsel  bir dildir.

Çeşitli coğrafi, tarihi,siyasi sebeplerle beraber diliyle oynanarak parçalanan Türk dünyası, bugün dil birliğini sağlayarak tekrar hak ettiği konuma , ‘’dilde, fikirde’’ birleşerek ulaşabilir.

Dile müdahale edilmedikçe kendi dinamiklerinden kaynaklı gelişme ve değişmeler, dil için olağan gelişim ve değişim sayılır fakat dillerin sömürüsüne, istilasına terk edilen bir dilde meydana gelen değişim tabii kabul edilemez. Türk dili kendi iç tarihi bakımından tabii çizgisinden pek fazla sapmamıştır.  13. Yüzyıla kadar tek bir yazı dili halinde devam etmiş, 13. Yüzyıldan sonra kuzey,batı, doğu şeklinde 3 kola ayrılmış, 19. – 20. yüzyıldan sonra ise Rusya ‘nın ‘’ böl-parçala-yönet ‘’siyasetine uygun bir şekilde sayıları yirmiyi aşan kollara ayrılmıştır.

(Türkiye Türkçesi, Gagavuz Türkçesi, Azerbaycan Türkçesi, Türkmen Türkçesi, Özbek Türkçesi, Uygur Türkçesi, Kazak Türkçesi, Karakalpak Türkçesi, Kırgız Türkçesi, Kazan Türkçesi, Başkurt Türkçesi, Kırım Türkçesi, Nogay Türkçesi, Karaçay Türkçesi, Malkar Türkçesi, Kumuk Türkçesi, Altay Türkçesi, Hakas Türkçesi, Tuva Türkçesi, Yakut Türkçesi, Çuvaş Türkçesi, Karay Türkçesi)

1991 yılında Sovyetler Birliği’nin dağılması ile Azerbaycan,Türkmenistan, Özbekistan, Kırgızistan ve Kazakistan bağımsızlığına kavuşmuştur. Türk dünyasının coğrafi sınırları batıda Balkanlardan başlayıp, doğuda Büyük Okyanus’a, Kuzeyde Kuzey buz denizinden başlayıp, güneyde Tibet ‘e kadar uzanır. Bu coğrafi alanda 200 milyonun üzerinde Türk nüfus yaşamaktadır. Türk dünyasının sınırları içerisinde yedi bağımsız Cumhuriyet olan Türkiye Cumhuriyeti, KKTC, Türkmenistan, Özbekistan, Azerbaycan, Kırgızistan, Kazakistan dışında bir de  Ukrayna, Moldovya, Gürcistan, Çin Halk Cumhuriyeti’nde sözde yarı özerklikten bağımsızlığa geçiş sürecinde olan Türk nüfuslarıdır. Aynı zamanda İran, Irak, Suriye, Afganistan ve Balkanlarda yaşayan 40 milyonun üzerindeki Türk nüfusu da  var olma mücadelesine devam etmektedir.

Rus Eğitim Bakanlığı’nın resmi bir politikası olarak Türkler için açılan okullarda Rusça öğretilmekte, Türk boylarının ağız ve lehçeleri Kiril(Rus) alfabesi kullanılarak ortak bir dil öğretilmesi hedeflenmektedir.  Dildeki bu parçalanma, bugün Türk dünyasının önünde duran en büyük sorun haline gelmiştir. Kendi dili ile bilim yapamayan bir toplumun saygın ve kabul edilebilir konuma gelmesi mümkün değildir.

Bu sebeple ortak ve zengin Türk diline ulaşmak için atılacak ilk adım Türk alfabesidir. Türk dünyası derhal Rusçanın etkisinden kurtarılmalıdır. Her Türkün Türkçeyi öğrenmesi hedeflenmeli, bilmiyorsa Türk dilleri kursuna gönderilmelidir. Türkçe dışındaki diğer diller İngilizce, Çince, Rusça gibi seçilen mesleğe göre yardımcı dil olarak öğrenilmelidir ve ana dil olması engellenmelidir.

Ortak dil; birlik ve bütünlüğün temel unsurudur, Türkiye Cumhuriyeti ve Türk devletleri arasında köprü görevi görmelidir, ancak bu vesile ile iktisadi, ticari, askeri, siyasi bütünleşmeler mümkün olabilir. İletişim dili olarak Türk Dünyası hissi davranmamalı ilmi kıstaslara göre hareket etmelidir.Bugün dünyadaki Türklerin yarısından fazlası, Türkiye Türkçesini kullanmaktadır ve anlamaktadır.

Ortak ve zengin bir Türk diline ulaşmak için gidilecek  ilk  ve en önemli adım   Türk alfabesi kullanmaktır. Daha sonra üç ya da dört lehçenin üzerine oturan yazı dilleri kullanmalı ve  tek yazı dili oluşturulması sağlamalıdır. Bütün bu çalışmaların sağlıklı olarak yürütülebilmesi  için, bilim adamlarından oluşacak  bir komisyon kurulmalı ve bu yönde projeler üretilmelidir.

Türkiye’de ve diğer Türk Devletlerinde açılacak her okulda eğitim dili Türkçe olmalı, Türkçe gibi on bin yıllık bir dil unutturulmamalı, yok edilmemeli ve böyle bir kültürel soykırım suçu işlenmemelidir.

HEDEFLENEN ‘’TÜRK BİRLİĞİNE’’ ULAŞMAK ANCAK TÜRKÇENİN TEK VE ORTAK DİL OLMASI İLE MÜMKÜNDÜR.

 

Neslihan Gülen Ertekin

Ankara doğumlu ve aslen Ankaralıyım. İktisat fakültesi ve dış ticaret mezunuyum. Gümrük müşaviri olarak uluslararası bir firmanın uzun yıllar ihracat işlemlerini gerçekleştirdim. 2009 -2013 yılları arasında 11 pasifik Asya ülkesinde diplomatik görevlerde ülkemizi temsil ettik. şu an gayrimenkul sektöründe arsa arazi profesyoneli olarak hizmet vermekte olan bir şirketin sahibiyim. Çok iyi derecede İngilizce bilmekteyim. Üniversite yıllarında radyo programı ve reklam seslendirmesi yaptım. Amatör olarak şarkı sözü ve şiir yazıyorum. Evli ve 2 çocuk sahibiyim.

Bunlar ilginizi çekebilir...

Bir cevap yazın