"Kafanın söylediklerini duymakla kalbinden gelen mesajı dinlemek arasındaki farkı öğren. Kafanın konuşması toplumun bir ürünüdür. Kalbinin konuşması sonsuzluktan gelir." Aborjin Öğretisi

Bulgaristan Türkleri

14.Yüzyılın ikinci yarısından itibaren Osmanlı Devletinin hâkimiyetine giren günümüz Bulgaristan coğrafyası, Devlet tarafından uygulanan sistematik bir iskân politikası sonucu Türk yurdu haline gelmiştir.  Bu tarihten başlayarak bölgedeki nüfus dengeleri sürekli Türklerin lehine bir gelişme göstermiştir. 19.yüzyılın ortalarına kadar Bulgaristan coğrafyasında Türk nüfus yoğunluğu etkinliğini korumuştur. Bu dönemde özellikle tarımla uğraşan Türkler Bu günkü Bulgaristan topraklarının yaklaşık %70 civarına sahipti. Ancak 1850 yıllardan sonra zayıflayan Osmanlı Devleti otoritesi ve Avrupa Devletlerinin desteği ile bağımsız Bulgaristan Devleti’nin kurulma çabaları ile birlikte zor bir duruma düşmüşlerdir. Bulgaristan, Türk Azınlığın kendi içerisindeki ve uluslararası arenadaki gelişmelerini takip ederken, bu tarihsel süreci dört temel başlık altında sınıflandırarak değerlendirebiliriz.  Bu tarihsel Süreçler;

Prenslik Dönemi (1878 –1908): Bu dönem Bulgaristan’ın özerk bir devlet olduğu dönemdir. Bu dönemde Bulgaristan hukuken Osmanlı Toprağıdır.  1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı, Rumeli’den Anadolu’ya 1.230.000 Türk’ü muhacir durumuna düşürürken; 261.937 kişinin de ölümüne sebebiyet vermiştir.  Ayrıca, bu terör ve dehşetten Balkanlardaki kültür mirasımız da nasibini almıştır: Sofya’daki 44 camiden, Filibe’deki 33 camiden geriye sadece birer tane cami kalmıştır. Türkler bu savaştan sonra ilk kez egemen oldukları topraklarda azınlık durumuna düşmüşlerdir.

Krallık Dönemi (1908 – 1944): Bu dönem Bulgaristan’ın bağımsızlığını kazanmasından Sosyalist Devrime kadar geçen dönemdir. Bulgaristan Türkleri için tam manası ile hukuki olarak azınlık döneminin başladığı devredir. II. Meşrutiyetin ilanı sırasındaki boşluktan faydalanan Bulgar Prensliği,1908’de bağımsızlık ilan ederek 1909 yılında da Osmanlı Hükümetiyle İstanbul’da bir protokol imzalayıp resmen tanınmış oluyordu. Bu protokol ile Bulgaristan’daki Türkler üzerinde bir takım düzenlemeler yapılmışken;1912 yılında başlayan Balkan Savaşları, Bulgaristan Türkleri açısından zor günlerin başlangıcı demekti.

Hiç beklenmedik bir anda Çatalca önlerine kadar ilerleyen Bulgar ordusu,500.000 savunmasız ve masum Türk’ü katletmişlerdir. Balkan Savaşları sonrasında imzalanan İstanbul Antlaşması da Bulgaristan’daki Türk azınlık açısından özel hükümler içermektedir.

I.Dünya Savaşı esnasında Osmanlı Devleti ile Bulgaristan’ın aynı müttefik grubu içerisinde yer almaları Bulgaristan Türkleri için kısa süreli bir nefes alışı da beraberinde getirmiştir. Savaş sonrasında imzalanan Neuilly Antlaşması, Bulgaristan’daki azınlık grupları açısından ileri düzeyde maddeler içermektedir. Alexandr Stambolyski zamanında altın çağlarını yaşayan Bulgaristan Türkleri Neuilly, Lozan ve 1925 Türk-Bulgar Dostluk Antlaşmalarıyla koruma altına alınmışlardır. Ancak,Çiftçi Partisi’nden sonra iktidara gelen Faşist hükümetler döneminde Türklere yönelik baskı unsurları artmış ve farklı sebeplerle 1913-1934 yılları arasında ortalama olarak her yıl 10-12 bin Türk Anadolu’ya göç etmiştir.

Sosyalist Dönem (1944 – 1989): Bulgaristan Türklerinin en zor dönemi olarak değerlendirilebilecek dönemdir. Bu döneme Damgasını vuran temel unsur, T.Jivkov ve onun baskı politikalarıdır. 1944 yılında sosyalist-Marksist düşünce sistem Sovyetler Birliğinin desteğiyle Bulgaristan’da iktidar oldu ve  Bulgaristan Türk azınlığının asimilasyon sürecide başlamıştır.

Komünist ideoloji iktidarının ‘tek Bulgar ulusu yaratma’ fikri nedeniyle 12 Eylül 1946’d a devletleştirilen Türklerin öğrenim gördüğü 2500 ilkokul, 67 ortaokul,1 lise ve öğretmen okulu  Bulgar okullarıyla birleştirilmiştir. 1959’da Türk azınlık okulları kapatılırken Türkçe seçmeli ders olarak haftada 2 saate indirilmiştir. 1974’te tamamen vazgeçilen uygulama, yapılan haksızlığın boyutu hakkında fikir verebilir.

Özellikle Todor Jivkov’un izlediği asimilasyon hareketi, 1985 yılında doruk noktasına ulaşmıştır. Türk isimlerinin Bulgar isimleriyle değiştirilmesi, dini vecibelerin engellenmesi, komünizm bahanesiyle camilerin kapılarına kilit vurulması, İslam’ın ön gördüğü sünnet olmanın yasaklanması vb… kültürel soykırıma; Türklerin yoğun olarak yaşadığı yerlere yatırım yapılmaması ve Türkçe konuşanlardan zorla para alınması ekonomik soykırıma; bu uygulamalara itiraz edip başkaldıranların öldürülmesi ise fiziki soykırıma açık bir örnek teşkil etmektedir. Bu dönemdeki göç unsuru değişmeyen ayrı bir unsurdur.

1951 Göçü: 10 Ağustos 1950 tarihinde Bulgaristan Hükümeti’nin Türkiye’ye nota vererek 250.000 kişiyi göçmen olarak almasını istemiş, Türkiye 1951 yılında yaklaşık 150.000 Türk’ü kabul etmiştir.

 196978(Akraba Göçü):1968 yılında yapılan göç antlaşmasıyla bu 10 yıllık süre zarfında Bulgaristan’dan Türkiye’ye yaklaşık olarak 130.000 Türk göç etmiştir.

1989 Göçü:Türklere baskıyı artıran Bulgaristan’da, 6 Mayıs 1989 tarihinde 300 kişiden fazla Türk açlık grevine başlamış ve bu grevler zamanla protesto yürüyüşlerine dönüşmüştür.Yankı getiren protestolar sonucunda 29 Mayıs 1989’da Jivkov’un televizyona çıkarak Türkiye’yi sınırlarını açmaya davet etmesi üzerine mal varlığına el konulmuş yüz binlerce Türk, kanunlara aykırı olarak sınır dışı edilmiştir. 1989 Aralık ayı itibariyle 320.000 kadar Türk anavatanı olan Türkiye’ye göç etmiştir. Bu rakam, II:Dünya Savaşı sonrasında gerçekleşen en büyük kitlesel göç olma vasfını taşımaktadır.

bg1 bg2 bg3

1989 göçü ile Bulgaristan’dan bütün mal ve mülklerine el konularak gönderilen BulgaristanTürkleri. 

Demokrasi Dönemi (1989 – ….): Dünyada Komünizmin çökmesi ve Bulgaristan’ında buna ayak uydurması ile başlayan dönemdir. Bu dönemde Türk azınlığı önceki dönemlere göre çok daha rahatlamış, siyasi ve kültürel haklarını büyük ölçüde geri almıştır.

Bulgaristan’da bu dönemde değişmeyen tek şey, Türk azınlık kavramıdır. 8 Ocak 1990’da Sofya’da toplanan konferansta hem etnik azınlık Türkler hem de ‘milliyetçi komünistler’ tatmin edilmişti. Yayınlanan bildirgeye göre; Türkler kendi adlarını alabilecek, ibadetlerini serbestçe icra edebilecek, kendi gelenek ve göreneklerini yaşatabilecek, Türkçe günlük hayatta kullanılabilecek ve Türkçe yayınlar yayınlayabilecektir. Ancak Bulgarca ülkede tek resmi dil oldu. Siyasal haklar bakımdan da Bulgaristan’da Ahmet DOĞAN ve birkaç Türk tarafından kurulan koalisyon hükümetlerinde Türklerin Partisi olarak anılan Hak ve Özgürlükler Hareketi hükümet ortağı olmuştur.

2011 Nüfus sayımında nüfusu her geçen gün azalan Bulgaristan da yaklaşık 7,350,000 kişinin yaşadığı tespit edilmiş ve yine bu nüfusun %11 civarını Türklerin oluşturduğu açıklanmıştır.

Özellikle Avrupa Birliği üyeliği nüfusun Avrupa ülkelerine gitmesine ve Bulgar ekonomisinin çökmesine neden olmuştur. Dünya bankası verilerine göre de 2050 yılında yaklaşık nüfus 4 milyon civarında olacak ve bu nüfusun içinde Türklerin oranı Bulgar Nüfustan fazla olacağından demografik yapı Türklerin lehine gelişecektir.

Günümüzde Türkler, HÖH aracılığıyla, Bulgaristan siyasetine, bürokrasisine ve ekonomisine hâkim olmaya başlamışlardır. Ancak başta Türkiye olmak üzere diğer Türk Dünyası devletlerinin Bulgaristan’a yapacağı yatırımlar sayesinde bu etkinlik gelişerek artacaktır. Böyle bir politikanın izlenmesiyle de Türk Dünyası ve özelliklede Türkiye Avrupa kıtasında tarıma ve endüstriyel yatırıma uygun 111.000 km2 toprağa savaşmadan sahip olacaktır.

Oysa özellikle Türkiye’nin mevcut yönetiminde bulunan hükümet Bulgaristan da sürekli siyasi bölünmeyi sağlayacak çok tehlikeli bir politika izleyerek HÖH e alternatif başka Türk partilerini açıktan destekleyerek hem Bulgaristan Devletinin iç işlerine karışıp diplomatik krize neden oluyorlar hem de HÖH ün etkisini azaltmaktadırlar. İnşallah bu yanlış politikalardan dönülerek Bulgaristan’da Türkleri desteklerler.

Bunlar ilginizi çekebilir...

Bir cevap yazın