"Kafanın söylediklerini duymakla kalbinden gelen mesajı dinlemek arasındaki farkı öğren. Kafanın konuşması toplumun bir ürünüdür. Kalbinin konuşması sonsuzluktan gelir." Aborjin Öğretisi

İSTANBUL’DA ÇOCUK OLMAK

17939096343_c34b71863f_k

Zordur İstanbul’da çocuk olmak… Koşup oynayacak yerler o kadar azaldı ki…  Bir sahil kenarı, birkaç alan kaldı neredeyse oynayıp, coşabilecek… Bahar geldiği zaman kalabalıklaşır sokaklar… Günler uzamaya geceler kısalmaya başladıkça dersleri unutur çocuklar… Başka tatlı olur sokakta oynamak… Geç girilebilecektir ya evlere artık… Yine de sokak araları kesmez çocukları bir park, bir bahçe ararlar illa…

 İstanbul’da yaz nisan mayıs gibi başlar… Ufaktan ısınan havayla beraber sahillerde hafta sonu kalabalığı yavaş yavaş oluşmaya da başlamıştır çoktan… Piknik yapanlar, kafa dinleyenler, mangalını alıp gelenler… Yaz ayları daha coşkulu olsa da bahar başka karşılar yazı bu zamanlar…

6029447892_3fa689cbd5_b

İşte böyle bir bahar ayında orta halli bir mayıs havası… Ne sıcak ne soğuk ve yine bir arada İstanbullu… Yer Maltepe Miting Alanı… Bu kez siyasetin soğukluğu yerini tertemiz, sıcacık bir çocukluğa bırakmış… Küçük büyük herkeste bir heyecan… Çaylar demli, sergiler yerde; oturan, koşturan, ayakta duran, telaşlı olan ve kafalarda aynı soru; “Uçurtmam havalanır mı?”

7960182458_9679b36d25_o

 Uçurtmasını kapan gelmiş… Olmayan seyyar uçurtmacılarda alıyor soluğu… Rengarenk her yer… Yer kadar renkli gökyüzü… Kimi altıgen kimi sekizgen, kimi küçük kimi büyük, şekilli şekilsiz gökyüzüne bırakılan çocuk hayaller…

7705197150_910f445adb_k

İstanbullu o gün çocuk oldu… Uçurtmalara taktı hayallerini… Hayalleriyle süslü uçurtmaları havalanamayan çocukların gözyaşlarını yine çocuk ruhlu anne babaları sildi… Gökyüzü açık maviliğini rengarenk hayallere, özgürlüğe açtı bu kez kendini… Kimi yoruldu uçmaktan bir ağaç dalına konuverdi… Kimi diğer uçurtmayı kardeş edinip dolandı birbirine… Kimi dayanamadı rüzgara yere indi… Kimi salıverdi kendini rüzgarın kollarına… İstanbullu o gün böyle çocuk oldu, karşılarken yazı… Tarihler 15 mayıs 2016…  Ve iki satır düştü dilimden ama iyi ama kötü beni de çocukluğuma götüren… Ve yazdım o satırları rüzgarımızın bol olmasını dileyerek… Şunları da ekleyerek…

Küçüklük hayallerimi düşündüm önce

Koydum uçurtmamın altı köşesine

Koştum, önce yavaş sonra hızlı

O yükseldikçe gökyüzüne…

Saldım rüzgara hayallerimi

Küçüklüğümden kalma öylesine saf temiz

Önce beyaz bir güvercin gördü uçuşunu

Sonra kavuştu bulutlara ne zaman döneceğini bilmeden…

Bir rüzgar kopardı belli belirsiz

Acıttı önce ellerimi uçup gidişi

İzlerken arkasından hüzün verse de uzaklaşması

Gülmeyi bildik yeniden yaparız diye…

P1030562

Hayatta böyle değil mi işte… Olanlar, olmayanlar… Duranlar, durmayanlar bir uçurtma misali… Önemli olan yeniden yapabilmek değil mi rüzgara karşı yine de uçabilen uçurtmayı… Her rüzgar sağlamlaştırır uçurtmanızı… O düştükçe daha sağlamını yapmayı öğrenirsiniz ya öyle bir şey işte…

 

Şefika Gül Aldemir

1979 yılının Aralık ayında Gökçeada’da gelmişim dünyaya… Memur bir ailenin ikinci çocuğuyum… 2,5 yaşında tanışmışım Ankara’yla… İlk, orta, lise eğitimimi aldığım Ankara’dan hayalini kurduğum bölümü okumak için gelmiştim İstanbul’a… Fakülteyi İletişimde Radyo-TV,Sinema bölümünden mezun olarak bitirdim… TRT ile tanışmamın ardından çeşitli görevlerle çeşitli kurumlarda da çalıştım… En güzel yıllarımdı TRT’de geçirdiğim çalışma yıllarım… Hep duyardım “TRT bir okuldur” diyenleri benim için de öyle olmuştur hep… Staj dolu günlerim, “Kadına Dair” programındaki Metin yazarlığımın ardından İstanbul’a gelişim ve kısa süre İSMEK’de diksiyon öğretmenliğimin ardından büyük oğlumun dünyaya gelişiyle işi bırakmam… Bir süre bir internet sitesinde editörlüğüm ve şimdilerde ise sizlerle burada buluşacak olmanın mutluluğu…

Bunlar ilginizi çekebilir...

Bir cevap yazın