"Kafanın söylediklerini duymakla kalbinden gelen mesajı dinlemek arasındaki farkı öğren. Kafanın konuşması toplumun bir ürünüdür. Kalbinin konuşması sonsuzluktan gelir." Aborjin Öğretisi

YALAN HAYATLAR

maskelii

Nesi gerçek yaşadıklarımızın diye düşünmeden yapamıyorum. Sevgimiz yalan, inancımız yalan, yaşımız yalan. Bu kadar yalan içinde doğruyu bulmak için bize düşen vazife sanki birbirimizi eleştirmek. Herkes her alanda ordinaryüs profesör (biliyorum artık böyle bir kademe yok). Gerçi profesörlük de tartışılır ama bu konuya hiç girmeyelim. İnternet ortamında okumadan, araştırmadan, görmeden, duymadan, bilmeden bir taraf tutulup akıl veriliyor. Muzaffer bir komutan edasıyla ve üzerine düşeni yapmanın rahatlığıyla da hayata devam ediliyor. Sonuçta o kendini bilmezlere bir ders verip doğru yolu gösteriyorsun. Bu cahillerin bugüne kadar nasıl olup da senin gibi ulvi bilgileri olan birisiyle tanışmadığına şaşırıyorsun ama yine de yardım elini uzatmaktan çekinmiyorsun.

Ne zamandan beri bu kadar kendinden emin bir toplum olduğumuzu anlayabilmiş değilim.

“Siz önden buyurun, affınıza sığınırım, siz daha iyisini bilirsiniz, lugatta yiğitlik olmaz, bu konuda malumat sahibi değilim…” diyenler nereye gittiler de yerini bu ne olduğu kim olduğu bile belli olmayan kesime bıraktılar?

İlim ilim bilmektir

İlim kendin bilmektir

Sen kendini bilmezsin

Ya nice okumaktır

Bu kokan balığın başı nerede bilen var mı? Ya da bu devenin doğru yanı? Yanlış bilginin yaygınlaştığı, yalancı alimlerin, sahte imamların itibar gördüğü bu kabustan kurtuluşumuz mümkün mü?

Neden önemli konularla ilgili açıklamalar şarkıcıdan, film artistinden veya aslında konuyla hiç alakası ve bilgisi olmayan şahıslardan geliyor? Hadi onlar konuştu diyelim, neden ciddiye alınıp üzerinde kafa yoruluyor? Bizim ilim adamlarımız yok mu? Araştırmacılarımız yok mu? Kitaplar, dergiler veya ansiklopediler yok mu? İnternette Vikipedi’de yazılan bilgiye güveniyorsun tamam, ama bilmiyor musun ona isteyen istediğini her an ekleyip çıkarabiliyor? Önemli araştırmalara yıllarını veren gerçek ilim adamlarının yazdıkları makaleler bile ancak onunla eşit seviyedeki ilim adamları onaylayınca güvenliği söz konusu olurken hangi mantıkla oturduğu yerden ahkam keseni kendine örnek alabiliyorsun? Üç beş kafa bulandırma görevlisinin yazdığıyla vatana, millete veya dine küfredebiliyorsun? Her şeyin içinin boşaltıldığı bu devirde artık titreyip kendimize dönmenin vakti gelmedi mi?

Uzun bir zaman demiyorum ama birkaç günlüğüne sosyal paylaşım sitelerine girmeyin bakalım dünya yıkılacak mı? Ya da kütüphanelerin sitelerine girip de en azından bir kitaba göz atın bakalım zihniniz bulanacak mı? Sonra bir kağıt kalem alın elinize bakalım yazı karakterlerini unutmuş musunuz? Elinize biraz mürekkep bulaşsın, yazı yazmaktan parmaklarınız biraz ağrısın… Hazırdaki işaretleri kullanarak değil de gerçek bir çiçekle ziyaret edin annenizi, arkadaşınızı bakalım yüzü değişecek mi? Sahtelikleri, yalancı gülüşleri, zoraki beğenileri çıkartın hayatınızdan… Sadece bir günlüğüne… Emek verin önce, sonra da emeğe saygı… Sonra büyük ihtimalle o zorlama yalan haberleri bir bakışta tanıyacaksınız… Şüphelendiğiniz olayların sağlamasını nasıl yapacağınızı öğreneceksiniz…

Zor bir dönemden geçiyoruz ve yüzümüze taktığımız maskeler sebebiyle kendimize bile yabancılaştık. Bu yüzden yeni bir güne sanal değil gerçek dostlar ve ailelerle başlamak umuduyla…

 

Avatar

Ayşe Tuba (Keskin) Demir

1972 Osmaniye doğumlu olup ilk, orta ve lise eğitimini Osmaniye'de tamamladı. Gazi üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümü mezunu ve aynı üniversitede Eski Türk Edebiyatı alanında yüksek lisansını yaptı. Eğitimine Brooklyn College'da devam etti. Long Island Üniversitesi'nde Eğitim Teknolojisi alanında ikinci yüksek lisansını tamamladı. Halen NCC'de psikoloji dersleri almaktadır. Evli ve üç çocuk annesi olup New York'ta yaşamaktadır.

Bunlar ilginizi çekebilir...

Bir cevap yazın