"Kafanın söylediklerini duymakla kalbinden gelen mesajı dinlemek arasındaki farkı öğren. Kafanın konuşması toplumun bir ürünüdür. Kalbinin konuşması sonsuzluktan gelir." Aborjin Öğretisi

“Dünya Hukuk Günü”nde Dünyanın Hukuku

hukuk günü

 ” Hukuk Yolu İle Dünya Sulhu” konulu konferansların üçüncüsü 10 Temmuz 1967 yılında Cenevre’de yapılmıştı. Bu nedenle, her yıl 10 Temmuz, Dünya Hukuk Günü olarak kutlanmaktadır.

Hukukun dünyada gerçekten hâkim olması için “Dünya Hukuk Günü” kutlu olsun!

Hukuk toplumlar için ne kadar hayatiyse, uluslararası topluluklar ve devletler için de o kadar hayatidir. Hukuk; hakkaniyeti ve adaleti ifade eder. Gücün sınırlarının ötesine geçmesini önler. Hukuk esas alındığında ne kişiler, ne de devletler güçlerinin sınırlarını zorlamazlar.

Ülkeler, dünya savaşları sonrasında büyük üzüntüler yaşadı. Pek çok insan hayatını, ailesini, yurdunu, özgürlüğünü kaybetti. Yaşanan bu büyük acıların etkisiyle, kalıcı bir barışın sağlanması için arayışlar içine girildi. Sonunda, bu işin ancak uluslararası savaş hukuku yoluyla çözülebileceği ortaya koyuldu. Bunun sonucunda hukuk devreye sokuldu, pek çok uluslararası kuruluş bu amaçla oluşturuldu.

Ancak; savaşın ve terörün uluslararası bir boyutta tavan yaptığı bu günlerde ne bu kuruluşlar ne de uluslararası hukuk kuralları yetersizdir. Bu yetersizliğin en önemli nedeni: Öncelikle, bu konuda görev alan uluslararası kuruluşlar, tüm dünya ülkelerini bağlayıcı bir üst yargı sistemi kuramamış ve evrensel yargı yetkisini yeterince genişletememişlerdir. Diğer taraftan da kurulan sistemler çifte standartta iş yapmışlar ve çıkan sorunların içinde kaybolmuşlardır.
Tüm uluslara aynı mesafeden bakan adil ve objektif bir hukuk düzeni sağlanmadıkça, insanlığa barış getirilemez, hele bu çifte standartlı bir hukuk anlayışı ise, kesinlikle huzuru ve barışı bozar.

Ortadoğu ve İslam Ülkelerinde Barışı Sağlayacak Hukuk

Özellikle Ortadoğu ve ülkemizin içinde yer aldığı coğrafyada,  yıllardır terör ile uluslararası hukuksuzluk had safhadadır. Bu coğrafyadaki haritaları değiştirmek isteyen güçler, ülkeleri yok etmeye ve bölmeye çalışmakta, bunu kendilerine “hak” görmektedirler. Onbinlerce masum insanın kanını akıtmakta, hayatta kalabilmelerinin karşılığında göçe zorlamaktalar. Bu arada da kendilerine hizmet edecek yeni paravan ülkelerin temellerini atmaktadırlar. Yıllar önce konuşulmuş, planlanmış ancak uygulanmasının mümkün olamayacağı düşünülen birçok emperyalist plan, bugün artık sonuçlarını vermeye başlamıştır. Artık, hukuk yoluyla barış yerine, hukuk kılıfı giydirilmeye çalışılarak savaşlar başlatılmakta, yönetilmekte, yeni işgal projeleri devreye sokulmaktadır. Çünkü: “ULUSLARARASI HUKUK”, Güçlünün Hukukuna dönüşmüştür!

Ülkemizin hemen yanı başında; dün Irak’ta başlatılan, Lübnan’da, Suriye’de topyekûn; İran’da, Azerbaycan’da ve Türkiye’de daha bölgesel oynanan oyunu görmemek mümkün mü?

Türkiye’ye bakalım: Bir yandan ülke savunmasında her gün gencecik canlarımızı yitiriyoruz. Uluslararası destekçileri ortaya çıkarılamadığı için, sözde PKK, IŞİD vs. üzerinden “basit terör eylemleri” gibi sunuluyor! Güneydoğu vilayetlerimizin nüfus ve etnik yapısı Türk millî kimliği aleyhine bir görünüm aldı. Diğer bölgelerimizde, başkentimizde, her köşe başında bir mülteci görmeye ve onlarla yan yana yaşamaya neredeyse alıştık.. “Dilencileriler Ülkesi” unvanı almaya ramak kaldı. Ülkemiz bu duruma, hem mülteciler ve ülkeleri, hem de ülkemiz ve vatandaşlarımızın can ve mal güvenliğinin, uluslararası hukukun güvencesi altında olmaması yüzünden geldi.. Her an bir başka yerde kavgalar, ölümler… Ülke bütününe yayılacak ekonomik ve sosyal patlamalar adım adım yaklaşıyor!..

İnsanların ve ülkelerin hakkını koruyacak “uluslararası hukuk” neden işletilmemekte, katliamlar neden durdurulmamaktadır? Düşünmeden yapamıyoruz! Acaba bu olayların kendi topraklarında olmasına nasıl engel oluyorlar? “Çağdaş” Batı dünyası, kendi ülkelerini “korumak” adına başka ülkeleri tehlikeye atmak hakkını, ülkelerindeki “hukukun üstünlüğü” uygulamalarını nasıl oluyor da diğer ülkelerin vatandaşları için devre dışı bırakıyorlar! Oysaki Türkiye ile yapılan uluslararası anlaşmalar her fırsatta karşımıza çıkarılabiliyor. Hukuksuzluk taraf değiştirince, anlamı da mı değişiyor? Standart yok, çifte standart mı var!.. Hukukta, uluslararası hukukta ‘mültecinin insan olması değil, “akıllı”sı, “üniversite mezunu” olması’ mı esastır? Okumuşlar Avrupa’nın, okumamışlar başkalarının mı hakkıdır? Bu aşağılık uygulama ‘çifte standart’ değil midir!..

Dünyanın en kapsayıcı organizasyonu BM ve NATO nereye gidiyor…

Dünya barışını sağlamak üzere kurulan organizasyonlara bakalım…

Hem Birleşmiş Milletler hem de Kuzey Atlantik Asamblesi NATO, neden giderek güvenirliğini yitirdi, küçüldü? Çünkü yıllardır haksızlıkların yanında yer aldılar, inandırıcılıklarını kaybettiler. Peki, bu yanlışlar, hukuksuzluk bu kadarla sınırlı kalabilir mi…

Sonuç olarak; hukuk ve hukukun üstünlüğü her şeye rağmen ulusal ve uluslararası alanda barış için tek şanstır. Savaşın bile bir hukuku vardır. Kimyasal silahların kullanılmaması, esirlere kötü muamele edilmemesi, yaralılara yardım edilmesi, ibadethanelere, hastanelere dokunulmaması vs. Hukuk barışa olduğu gibi savaşa da katkıda bulunan bir kavramdır.

İnsanlık; kolay olmasa da barışa hukukun katkısını sağlayabilmek için bu çifte standartlarından arınmalıdır. Yarınlarda gücün hukuku değil, hukukun gücünün etkin olması temennisiyle 10 Temmuz Dünya Hukuk Gününü kutluyoruz.

Şerife Birer

ODTÜ Elektrik Mühendisliği mezunu,Türk Telekomünikasyon A.Ş. de 28 yıl çalıştıktan sonra, 2011 de emekli oldu. Siyaset, medya tasarımları ve sosyal medya aktiviteleri, proje-planlama işleri ile uğraşmaktadır. Kadın kuruluşları başta olmak üzere çeşitli STK'nda aktif üyelikleri bulunmaktadır. Günlük bir gazetede kadın ve sağlık sayfası hazırlıyor.

Bunlar ilginizi çekebilir...

Bir cevap yazın