"Kafanın söylediklerini duymakla kalbinden gelen mesajı dinlemek arasındaki farkı öğren. Kafanın konuşması toplumun bir ürünüdür. Kalbinin konuşması sonsuzluktan gelir." Aborjin Öğretisi

Amerika’nın Türkiye Simülasyonu

1025719917

Pek çoğumuz yaşadığımız olumsuzluklardan dolayı başkalarını suçlamaya bayılırız… Dolayısı ile öz eleştiri gibi bir meziyete de sahip değiliz ya da çok az sahibiz. Öz eleştiri ile suçlama arasındaki farkı da bildiğimiz söylenemez… Kişisel anlamda durum bu mecrada iken devlet olarak bakış açımızın çok farklı olmasını beklemek yanlış olur. Borsa düştü, Dolar fırladı, altın değer kaybetti vb birçok ekonomik göstergenin “dış güçlerin” müdahalesi olarak yorumlandığına şahit olmuşuzdur.

Globalleşen dünyada,  büyük siyasi güç ve ekonomiye sahip ülkelerde meydana gelen olaylar elbette diğer ülkeleri ve ekonomilerini de etkileyecektir. Burada esas olan ne ölçüde ve nasıl etkilendiğinizdir. ABD Başkanlık Seçimi sonuçları ülkemizde ABD Dolarının değer kazanmasına neden olurken, Birleşik Krallık para birimi olan pound karşısında Doların değer kaybetmesi  sonucunu doğurmuştur.

8 Kasımda Amerika Birleşik Devletlerinin 45. Başkanı seçilen Donald Trump, 2000 yılında da Cumhuriyetçi Partiden başkanlık yarışına katıldı. İronileri ile ünlü çizgi dizi “Simpsons” o dönemde, bir bölümde, bu adaylığa yoğun ironiyle yer vermişti. Şimdi belli ki, dizinin sıkı takipçisi olmayan birileri; kaşif ya da kaşifler(!)   Amerikan derin devletinin 15 sene öncesinden Trump kurgusunu yaptığını ve kanıtının da Simpsons olduğunu söylüyorlar.

Amerikan Devletinin,  Hollywood  yapımları üzerinden toplum mühendisliği  yaptığı bilinen bir gerçek. İlgili ilgisiz birçok filmde Amerikan bayrağına yer verilmesi, ülke değerlerine vurgu, nerede ise hemen her ailede bir Amerikan Deniz Piyadesi hikâyesi… Yukarıda sözü edilen Simpsons keşfine nazire olsun diye,  Barack Obama’dan önceki Afro Amerikan başkanlı filmlerin  son dönem de kadın başkanlı filmlere yerini bıraktığını da belirtelim… Görünen o ki, Hollywood da Trump’ın başkanlığına kendini hazırlamamıştı(!)

Trump’ın  kazanması ile birlikte Türkiye’de Cumhurbaşkanı  Erdoğan ile benzerliklerini ortaya koyan köşe yazılarında patlama oldu. Amerikan başkanlık seçimlerinin sonuçlarının şekillenmeye başlaması ile birlikte bir Türk televizyonunun telefon ile bağlandığı bir konuşmacı, iki liderin ileriki dönemde “kanka” olacakları yorumunu bile yaptı…

Ana karasına kurulduğundan buyana doğrudan askeri bir saldırı almamış(Pearl  Harbour saldısını saymazsak) bir ülkede milliyetçilik vurgusu yoğun ‘Yeniden Büyük Amerika’ mottosu(sloganı, ilke sözü) ile yola çıkan bir kovboyu tercih edildi. Bu, Amerika’nın  1.Dünya Savaşı öncesi dünya düzenine dönme eğiliminde olduğunu, dış politikada” büyük ağabeyliği” Birleşik Krallığa bıraktığını mı gösteriyor?

Mutlak hâkimiyet sahibi Putin’in Rusya’sının Rus Çarlığından ya da Avrupa Birliğinin dinamosu görevini üstlenmiş Merkel  Almanyası’nın Alman İmparatorluğundan işlevsel olarak farkı mı var? Türkiye de dış politikalarında kendine biçilen rolün ötesinde aksiyon alarak Osmanlıya selam göndermiyor mu?

Gelelim Türkiye simülasyonuna… Genellikle, Türkiye ve diğer pek çok ülkede Amerikan başkanlık seçim kampanyaları örnek alınır; hatta siyasi partiler Amerikalı reklamcılar ile anlaştıklarını duyururlar, övünçle… Bu kez bir farklılık oldu galiba Amerikalılar Türkiye’de simüle ettikleri  bir senaryoyu ülkelerinde kullandılar. Gittikçe güçlenerek iktidarda kalmayı başaran bir Türk lideri vaadleri, söylemleri ve uygulamaları noktasında taklit ettiler. “Trump’ın gelişi Recep Tayyip Erdoğan’dan belliydi” dedirttiler.

15 Temmuz kalkışması her iki lider için farklı ölçüde önem taşısa da; liderliklerini pekiştirmek ve lider olmak anlamında önemli bir olaydır. Recep Tayyip Erdoğan, aslında, halkının demokrasiye sahip çıkışını değil kendisine olan sevgisini ve halkının üzerindeki etki gücünü görmüştür. Siyaset yapan herkesin düşlediği bir güçtür bu… Öte yandan; Clinton ve ekibinin Türkiye’de gerçekleştirilmeye çalışan 15 Temmuz eylemine dolaylı destek verdikleri bilinmektedir. Görülen o ki, 15 Temmuz zaferi, Clinton ve ekibinin beklentilerinin dışında gerçekleşmiş ve siyaset karnesine bir başarısızlık olarak düşmüştür. Bu başarısız öngörü şüphesiz Trump için başarıdır.

Trump’ın zaferinin ardından yapılan gösteriler Amerikan elitlerinin, entelektüellerinin yaşadıkları hayal kırıklıkları aslında Türk elitleri ile ne çok benzerlik göstermekte… Şimdi Amerikan halkının Trump sevgisinin Türk Halkının Erdoğan sevgisi ölçüsüne yetişip yetişmeyeceğini gözlemleyeceğiz.

Dilek Önal

Bana uzun gelen özel sektör deneyiminden sonra keyifli bir uğraşının içinde bulunmaktan dolayı mutluyum.

Bunlar ilginizi çekebilir...

Bir cevap yazın