"Kafanın söylediklerini duymakla kalbinden gelen mesajı dinlemek arasındaki farkı öğren. Kafanın konuşması toplumun bir ürünüdür. Kalbinin konuşması sonsuzluktan gelir." Aborjin Öğretisi

Kerkük Zindanı

 

Bu aralar Cem Karaca’dan Kerkük Zindanı türküsünün muhteşem rock yorumunu dinliyorum. Gözlerim doluyor, yetersiz bir ifade olacaktır; çünkü içimi öfke kaplıyor. Millet olarak balık hafızalı olduğumuzu düşünüyorum, yaşadıklarımızı hızla unutuveriyoruz. Bunda biraz, kin tutmanın günah olmasının İslam öğretisinde yer alması biraz da sınırsız hoşgörü kültürümüzün payı büyük olsa gerek. Oysa milli meseleleri unutmamak, kin tutmak iyidir!. Kişisel olarak olmasa da millet olarak diri ve tetikte olmanızı sağlar.
  

Diriyseniz, bütün duyularınızda tam olarak çalışıyor demektir. Düşünebilirsiniz, gözünüz görür, kulağınız duyar, tehlikenin nereden geldiğini anlarsınız, kendi varlığınızı korursunuz, hayatta kalmak için en nihayetinde şahsiyetiniz, namusunuz için, yaşam tarzınızı korumak ve özgürlüklerinize sahip çıkmak için refleks gösterir, direnirsiniz. Diğer türlüsü balık gibi kimin ağına düşeceğinizi beklemek anlamına gelir ki, hangi sofranın yemeği olacağınızı Tanrı bilir.

Aylardır, Türk Askeri, üstelik TSK’nın en seçkin birlikleri Suriye topraklarında. Kuzey Irak’taki birliklerden söz etmiyorum bile.. Onlarca şehit verildi, onlarca asker yaralandı..Devlet refleksi bu müdahaleleri gerektiriyorsa tabii ki millet olarak devletimizin her daim olduğu gibi arkasındayız. Ancak, şu anda sonuçlarını yaşadığımız olayların nedenlerini düşünen beyinler olarak, elbette irdelemek ve unutmamak zorundayız ki tekrarlanmasının önüne geçebilelim.

Hadi, diyelim ki düşünce tembelisiniz; hafızanızı harekete geçirip, yanı başımızdaki ülkelerin yaşadığı iç savaşları, o ülkelere barış getirmek için(!) dünyanın bir ucundan gelinerek nasıl gasp edildiğini unuttunuz.. O ülkelerin ırzına geçilen kadınlarını, diri diri yakılan çocuklarını, çaresizlik içinde çırpınan, akıl almaz işkencelere maruz kalan ve öldürülen erkeklerini hatırlayın.. Bir Türk kenti olan, Atatürk Yaşasaydı Hatay gibi misak-ı milli sınırlarına alınacak olan Kerkük’ün kalesine sözde Kürdistan paçavrası daha birkaç gün önce çekildi… Bu durumu kınamak için toplanan halkın üzerine araç sürüldü, bir genç gözler önünde ezildi… Belli ki Kurtuluş Savaşını, işgalcilerin zulmünü, Ermenin çetelerinin gariban Anadolu kadınına yaptıklarını hatırlamak daha güç olsa gerek…

Yaşam tarzınız, kişisel özgürlüklerinizi de kapsar. Yaşam tarzı, yasalar tarafından korunur. Dolayısı ile kuvvetler ayrılığı ilkelerinin uygulandığı demokrasilerde yasaların ve yasama organlarının bir anlamı vardır. Hak verilmez, alınır! derler. Belki bunun içindir ki halkın önemli bir bölümü kendilerine verilen özgürlüklerden ve tercih yapma hakkından bu kadar kolay vazgeçmeye hazır gözüküyor. Bu “milli” unutkanlığımızı biliyor ki, tarihin tozlu sayfalarında yerini almış monarşinin bilmem kaçıncı göbekten varisi çıkıp, kendisine yalakalık yapan sunucuya; ‘bana prenses değil, sultan demeniz, daha uygun olur’ diyor, o zavallı adam da seyirciye kadını alkışlattırıyor.

Bu sultan, bir gecekondu semtine gitse ve dese ki, “Bu topraklar benim ailemin malı. Boşaltın evlerinizi. Devlet benim! Bundan sonra yeşil kart falan bilmem, iaşenizi kestim. Yeni bir fetih dönemine giriyoruz, ilk hedefimiz Tahran, İran’a savaş ilan ettim.” Bizim garibanlar hafızalarına uygun şekilde, sudan çıkmış balığa dönerler, alimallah! Yine bu karakter-mizaçla belki 16 Nisan günü halkın unutkan olan kesimi, kendi eliyle yeni bir monark(*) olmasa da belki bir tek adam yaratabilir..üstelik bu gücün kendisinde olduğunun farkına bile varmadan, bu güçten vazgeçer ya da kazanımlarına sahip çıkmaz, endişesi taşıyorum.

*monark: Hükümdar. Genellikle mutlak otorite sahibi olurlar ve hükümdarlık ebeveynlerden çocuklara geçer

Dilek Önal

Bana uzun gelen özel sektör deneyiminden sonra keyifli bir uğraşının içinde bulunmaktan dolayı mutluyum.

Bunlar ilginizi çekebilir...

Bir Cevap Yazın