"Kafanın söylediklerini duymakla kalbinden gelen mesajı dinlemek arasındaki farkı öğren. Kafanın konuşması toplumun bir ürünüdür. Kalbinin konuşması sonsuzluktan gelir." Aborjin Öğretisi

Kadrolu “Türk-Atatürk” Düşmanları

Atatürk’e düşman olanın, Türk’e muhabbet duymadığından, ona düşman olduğundan zerre kadar şüphe etmem(varsa da gaflettedir). Atatürk’ü sevdikleri kadar severler “Türk’ü” de… Ona verilen zarardan en çok etkilenenin İslam dini ve İslam Dünyasının olacağını da bilirim.
Nereden mi bilirim?

Türk’ün İslam tarihindeki rolünden…

Türk’ü İslam’ın tarihi içinden çekip aldığında, ortaya çıkacak o devasa boşluktan…

O yüzden “Kadrolu Türk düşmanı” demekteyim.

Bugün ortaya çıkmadılar bunlar.

Uyuyan hücrelerini çoktan uyandırmışlardı zaten. Şimdilerde biraz daha hız kazandırdılar sadece. Kanal kanal gezip, “ifrazat” salıyorlar. Gezmeye de gerek kalmıyor, tahsisli kanalları, programları var.

Nereden cesaret aldıklarına bakmak lazım.  İçinde “Türk” geçiyor diye, “Atatürk” dememeye ahdetmişler. Onlar için Atatürk bir nimet. Onu itibarsızlaştırıp gözden düşürdün mü, Türk’e vurmuş oluyorsun.

O Atatürk ki;  “Türk” adını, kurduğu devlete ve de soyadının içine dahi katmıştır.
“Ne mutlu Türk’üm diyene” demiştir.  Düşman  olmaları için sadece bu bile yeter!
Atatürk hayat kaynağıdır bunların.  Günde üç öğün, unutmazlarsa bir de yatmadan hakaret etmezlerse uyuyamazlar. Dedik ya; “bulunmaz nimet onlara” diye. Ölüsü de dirisi de… Nasıl etsek de itibarsızlaştırsak, diye yanıp tutuşurlar.

“Hain” idi, “vatanı sattı”  desen uymaz. “Yan gelip yattı” da uymaz. “Hırsızdı” desen değil. İhaleye fesat kattı. Akraba kayırdı. Yedi sülalesini ihya etti” desen,  yok öyle bir şey! “Ülkeyi itibarsızlaştırdı. Gününü gün etti. Milletin parasıyla dünyayı gezdi. Hazinenin içini boşaltı”, desen inandıramazsın. “Riya” “takiyye” “dalkavukluk” onun yanına bile yaklaştırılamaz. “Yaptığını milletten sakladı”,  “işbirlikçi”, “gafil”, ”cahil”, “bilgisiz”, “görgüsüz”  bunların karşılığı yok!

Atatürk, kıymetli annesi Zübeyde Hanımefendi ile hususi resim çektiriyor

 Belden aşağı inelim o zaman;

“Din düşmanıydı”, “İçiyordu” diyelim de vuralım. Bu yapıldı, yapılıyordu hayli zamandır. Bayatladığı, işe yaramaz olduğu görülünce, mahremine uzandılar bu kez.. Annesine, manevi kızına…

Bre insafsızlar! Hey Allah’tan korkmazlar! Çanakkale’yi geçelim haydi. Rolü yoktu ya orada size göre Atanın.. 1919’dan başlatalım. 1937 yılına kadar 18 yıl hükmetti ülke kaderine. Siyasi, sosyal, ekonomik, askeri… Şahsında eleştirilecek hiç mi bir yönünü bulamadınız, konuşacak?..

Daldınız özel hayatına.

Nedir bu düşmanlık sizdeki?

Bu nefret, bu kin..?

“İçiyordu” diyorsunuz ya, “yedi-yiyordu” diyemiyorsunuz ama. Yeseydi zil takıp oynardınız. Nasıl derdiniz hem.

Sevmeyenleri kimler, diye bakıyoruz; İngiliz’i, Fransız’ı, İtalyan’ı, Rus’u, Yunan’ı.. Milli mücadeledeki rakipleri… Müstevliler…   Planlarını bozdu. Hesaplarını yarım bıraktı. Geldikleri yere gönderdi. Onları anlayabiliyoruz. Kuyruk acıları var, sevmezler.
(Onlar dahi bükemediği bileği öptüler) Sizdeki kuyruk acısı ne peki?
Siz de mi “Ehl-i Salib” (Haçlı)  cephesi siniz?.. Yani, onların işbirlikçilerinden?
Beslendiğiniz çanağa bu kadar pislemez diniz değilse.
Halk oylaması yaptık yakın geçmişte.

“Kimin safın dasınız” üzerinden yürütüldü kampanya.

Onu soralım size?

Yedi düvelin adamı mısınız?

Atatürk’ün yedi sülalesini araştıran siz; soy ağacınızı iki nesil geriye götürün de bilelim, hangi kök üzeresiniz.

Size ne dense az!

Allah, sizi bildiği gibi yapsın!

Devlet erkanından gelen tepkilere baktık, umut ışığı oldu bir nebze. “Gözaltı” dendi, “tutuklanacaklar” dendi. Yarım ağız mıydı? Gaz almak için miydi onları göreceğiz…
Ses beklediğimiz bir yer daha vardı. Maneviyatımızın kurumsal müessesesi.. Diyanet İşleri Başkanlığımızdan.
Cumhuriyetin 29 Ekim 1923’te ilanı, ardından 3 Mart 1924’te Genelkurmay Başkanlığı kurulmuş.. hemen ardından Diyanet İşleri Başkanlığı kurulmuştu, Atatürk tarafından( 3 Mart 1924).

Bugün din işleri kurumsal olarak varlık gösteriyor ve her şeye rağmen güvenilebiliyorsa; yüz bini bulan çalışanı onun sayesinde iş güç sahibi, evine ekmek götürebiliyorsa, “ahd-e vefa” diye bir şey vardır.  İki cümle olsun beklerdik kendilerinden. Daha doğrusu, görevidir de. “Annelere”, “kızlara”  dil uzatmalarına karşı  Allah rızası için.
14Mayıs Anneler gününde yapsaydınız keşke…

Başta dokuz yıl önce kaybettiğim annemi,  annelerin en gururlusu Zübeyde Hanımı, Afet İnanı aramızdan ayrılan diğer kıymetli annelerimizin hepsini rahmetle saygıyla anıyorum.

Bunlar ilginizi çekebilir...

Bir Cevap Yazın