"Kafanın söylediklerini duymakla kalbinden gelen mesajı dinlemek arasındaki farkı öğren. Kafanın konuşması toplumun bir ürünüdür. Kalbinin konuşması sonsuzluktan gelir." Aborjin Öğretisi

Hayatın Projesi

İnsan doğar, yaşar ve ölür. Pozitif bilim açısından bakıldığında nerede, ne zaman, hangi ailede ve ülkede doğacağını seçemez. Ne zaman, nerede ve nasıl öleceğini de bilemez. Ancak nasıl yaşayacağı insanın kendi elindedir. İnsan ömrünün değeri yıllarla ölçülmez. Uzun ya da kısa yaşamak önemli değildir. Önemli olan hayattayken yaptığı işler ve geride bıraktıklarıdır. Uzun yaşayıp da hiçbir iz bırakmadan aramızdan ayrılanlar da, kısacık ömürlerinde hayatımızda derin iz bırakanlar da vardır.

İnsan ne için yaşar ya da hayatının anlamı nedir, sorusuna farklı yanıtlar alabiliriz. Bu insana bağlı bir olgudur. Her insanın hayatta en az bir hayali ve amacı vardır. İnsanoğlu ulaşmak istediği sonuca varmak için bu amacı doğrultusunda hareket eder.

Her insanın hayattaki amacı ve hayalleri farklıdır. Hayatının amacı nedir sorusuna, çocukların, gençlerin; ev, araba, para, kariyer sahibi olmak, ünlü olmak gibi yanıtlar vermesi olasıdır. Saydığımız tüm bu hayaller maddiyete dayalıdır. Burada kişi için maddiyat mı, yoksa maneviyat mı daha önemlidir sorusunu sormak yerindedir. Maddiyat belli bir yere kadar önemlidir ancak; mal mülk, para pul hayatta amaç değil sadece bir araç olmalıdır. Maneviyatı olmayan maddiyatın hiçbir anlamı ve önemi yoktur. Kadın-erkek, hayatta bir aile kurma hayali ile yaşar. Aile kurduktan sonra çocuklar dünyaya gelir. İnsanoğlunun en kutsal amacı, nesil, uruğu eğitmektir. Eğer bu amaç yerine getirilmezse millet Atlantis kıtası gibi yok olup gider. Vatanın, milletin, neslin bekası için insanoğlunun hayatının anlamı, nihai amacı – vatana millete hayırlı evlat yetiştirmek ve milleti yaşatacak, yüceltecek olan bireyler bırakmaktır.

Değişik alanlarda önceden plan ve programa alınmış, maliyeti hesaplanmış, kurum ve kuruluşların yönetim organları tarafından onaylanmış, kısa ve uzun vadeye bağlanarak özel kurum veya devlet adına gerçekleştirilmesi kabul edilmiş bilimsel çalışma tasarısına proje denir. Proje kelimesinin anlamını aile düzeyinde değerlendirirsek anne-babanın hayattaki en büyük projesi çocuklarıdır. Bugünün çocukları yarının büyükleri olduğundan iyi çocuklar yetiştirmek yalnız ailenin değil milletin ve devletin de geleceğinin temelini atmak anlamına da gelir.

Hayatın projesini gerçekleştirmek için eğitim ilk koşuldur. Eğitim, uzun bir süreçtir. Sanıldığı gibi okulda değil, beşikte başlar. Çocuk eğitimi sabır gerektiren zor bir iştir. Bilgi, emek, ilgi ve sevgi ister. Tüm anne-babalar çocukları için elinden geleni yapar. Ailelerin “yemedik yedirdik, giymedik giydirdik”, babaların “ceketimi satar yine de çocuğumu okuturum” şeklindeki sözleri ile sıkça karşılaşırız. “Ceket satarak” çocuk okutmanın olanaksız olduğunu herkes bilir ama sembolik olarak söylenen bu sözler, ailenin çocuğa verdiği değer, emek, çaba, gayret ve kararlılığın ifadesidir. Herkes çocuğunun doktor, mühendis, avukat… olmasını ister. Ancak burada unutulmaması gereken husus, her çocuğun ilgi alanı ve yetenekleri farklıdır. Onun için herkes doktor, mühendis veya avukat olamaz, olmamalıdır.
Hayatta yeteneksiz çocuk yoktur, yeteneği ortaya çıkarılmamış çocuklar vardır. Çocuğun yeteneklerini ortaya çıkarmak ve yetenekleri doğrultusunda yönlendirmek ailenin ve öğretmenin görevidir. Anne-babalar çocuklarını her ne kadar iyi tanısalar da eğitimci olmadıklarından genelde çocuğun yeteneğini ortaya çıkaramazlar, burada öğretmene büyük görev düşer. Deneyimli, bilgi sahibi öğretmenler çocukların yeteneklerini fark eder ve bu durumu anne-babaya bildirir, onları yönlendirir. Yetenekleri doğrultusunda yönlendirilen çocuk ilerleyen yaşlarında başarılı ve mutlu olur. Elde ettiği her başarı onu yeni bir başarıya götürür.

Çocuklarla konuşurken onlara her zaman gerçekleri söylemeliyiz. Yapılan yanlışlarını öğrenmesi çocuğun aynı hatayı bir daha yapmamasını sağlar. Bazen ebeveynler, çocuklarını-sevgi ve koruma güdüsüyle- gereğinden fazla pohpohlar, bazen de aşırı baskı uygularlar. Bunların her ikisi de yanlıştır. Fazla pohpohlanan çocuk ileride “ben neymişim” şeklideki fikre kapılırken, baskı uygulanan çocuk ise tek başına bir şey yapamaz, özgüven problemi yaşar. Önemli olan çocuğun sevildiğini, aile için değerli olduğunu hissetmesidir. Çocuklarını başkaları ile kıyaslamak da ebeveynlerin yaptığı hatalardan birisidir. Her çocuğun ister ailede, istek okuldaki sınıfında, ister hayatta farklı bir yeri vardır. Çocuk başkalarıyla değil ancak kendi kendiyle yarış halinde ve yaptıklarının daha iyisini yapma çabasında olmalıdır. Aksi halde çocuk kendine olan güvenini kaybeder ve bunun tekrar yerine getirilmesi çok zordur.

Çocuklar, büyüklerin aklı eremeyecek kadar geniş bir hayal gücüne sahiptir. Kız ve erkek çocuklarının hayal dünyası farklıdır. Kız çocuklarının hayal dünyası daha renklidir. Bazı kızlar meslek seçme konusunda da değişik fikirler ortaya atar. Küçük kızların bazıları hayalleri zorlar; büyüdüklerinde “prenses”, “ece”, olmak isterler. Bazı kızlar ise daha gerçekçidir; doktor, öğretmen vb. olmak isterler. Erkek çocukların pek çoğu ise küçükken asker, komutan olur; düşman, dinozor ve uzaylılarla ilgilenirler. İlerleyen yaşlarda ise araba, uçak, helikopter vs girer ilgi alanlarının içine, pilot, subay, polis yahut mühendis. Çocuklar büyüdükçe gelecekte seçecekleri meslek konusundaki fikirleri değişir, lise dönemine geldiklerinde artık hangi mesleği seçeceklerini, hayatta ne yapacaklarını bilirler. Ancak çocukların hayal ettikleri meslek bazen anne-baba tarafından engelleniyor ve çocuklar genel olarak anne-babanın önerisi ile başka bir meslek seçmek zorunda kalabiliyor. Böylece; istekler ile hayaller karşı karşıya geliyor… Çocuklar açısından bakıldığında bu bir seçim değil, bir dayatma olabiliyor. Çocuklar ebeveynlerinin dayattığı mesleği bir ömür boyu yapmaya zorlanıyor. Yaşanan bu durum hiç akılcı değildir. İnsanların hayatta mutlu olması istiyorsa sevdiği işi yapmalıdır. Sevdiği iş insana başarının kapılarını aralar.

Çocuklar, anne-babanın hayatının merkezinde yer alır. Anne-baba çocuklarının üzerine titrer, iyi olmasını arzu eder, kötülüklerden korumaya çalışır. Çünkü çocuklar, ailelerin hayattaki en büyük projesidir. Bu proje uğrunda harcanan paraların, verilen emeğin haddi hesabı yoktur. Anne-baba maddi ve manevi desteğin karşılığını asla beklemez. Çocukları iyi olsun, bu onlara yeter. Anne-baba, “çocuklar için yaşıyoruz” ya da “çocuklar için yaşadık” derler. Oysa bazen çocuklarına yaptıkları dayatmalarla, iyilik yapayım derken, (özellikle meslek konusunda) kötülük ettiklerinin farkında bile değillerdir. Bu bağlamda yapılması gereken, çocuklara daha yakın olmak, onları dinlemek ve hayallerine ortak olmaktır. Çocuğunu iyi tanıyan aile, çocuğunun hayalini hayata geçirmesinde yardımcı olmalıdır. İleride, “hayaller-hayatlar” dememek, çocuğun içinde ukde bırakmamak için hayaller hayata geçirilmelidir.

Geçen yıllarda oğlumun ortaokuldaki fen öğretmeni Gülbanu Ağbaba, TÜBİTAK ve Milli Eğitim Bakanlığı’nca ortaokullar için düzenlenen “Bu Benim Eserim” Matematik ve Fen Bilimleri proje yarışmasından söz ederken, “Hayatımız zaten projelerden ibarettir. Okul bitirmek, üniversite kazanmak, işe girmek vs. bunlar hepsi birer projedir. Onun için çocuklar küçük yaştan proje hazırlamayı öğrenmelidirler” şeklinde bir konuşma yapmıştı. Gerçekten de hayatımız projelerden ibarettir. Her bilinçli insan hayatını planlar ve o doğrultuda hareket eder. Ailelerin hayatlarının projesi ise çocuklarıdır. Hayatın projesini planlamak, şekillendirmek, onaylamak ve yönetmek ebeveynlerin en önemli görevidir. Ülkenin ve milletin yarınları olan çocuklarımızın geleceği anne-babaların elindedir. Ünlü Tatar yazar Möhemmet Mehdiyev (1930–1995), “Her insan çocukluğunun ürünüdür” demiştir. Aydınlık ve mutlu bir gelecek için çocuklarımızı yetenekleri ve hayalleri doğrultusunda doğru yönlendirelim…

Roza Kurban

Roza Kurban, Tataristan’ın Yeşel Üzen ( Yeşil Dere) bölgesi Mulla İle ( Molla İli) köyünde doğmuştur. İlk ve orta öğrenimini burada; liseyi, Mulla İli’nden 5 km. uzaktaki Norlat kasabasında okumuştur. Tataristan’ın başkenti Kazan’daki 1 Nolu Pedagoji Üniversitesi Ana Sınıfı Öğretmenliği bölümünü 1990 yılında bitirmiş. Aynı yıl Kazan Devlet Üniversitesi Filoloji Fak. Tatar dili ve Edebiyatı bölümüne başlamış, 1996 yılında “Tatar Ana Okullarında Konuşma Geliştirme Dersleri” başlıklı tezi ile buradan da mezun oldu.. 1983 yılında Norlat’taki Ana Okulunda başlayan çalışma hayatında öğretmenlik ve müdürlük yaptı. 1995 yılında yaptığı evliliği dolayısıyla Türkiye’ye geldi. Halen Ankara’da yaşamaktadır. Türkiye’de de Tatar Türkleri üzerinde çalışmalarına devam etti. Akademisyen eşi İklil Kurban ile birlikte 2001 yılında: Başkurtlar”(S.İ. Rudenko’nun) ve 2008 yılında “Kazan Hanlığı Tarihine Özgü Araştırmalar”( M.G. Hudyakov’un) adlı kitabı Rusçadan Türkçeye çevirmiştir. Kendisinin yazdığı “Biz İdil’den, Ural’dan…“ adında kitabı 2014 yılında İstanbul’da basıldı Roza Kurban’ın Tatar Tarihi, Edebiyatı ve Dili üzerine yazdığı, yayımlanmış birçok araştırma yazısı bulunmaktadır. Yazıları bir çok dergi ve gazetede yayımlandı. Aynı zamanda çeşitli bilgi şöleni ve panellerde tebliğler sunmuştur. İyi derecede Rusça ve Tatar-Başkurt lehçesi başta olmak üzere, birçok Türk lehçesini bilmektedir. Bir çocuk annesidir

Bunlar ilginizi çekebilir...

Bir Cevap Yazın