"Kafanın söylediklerini duymakla kalbinden gelen mesajı dinlemek arasındaki farkı öğren. Kafanın konuşması toplumun bir ürünüdür. Kalbinin konuşması sonsuzluktan gelir." Aborjin Öğretisi

TÜRKÇEMİZ ve FERMANLAR

Dil bir milleti oluşturan ve milliliği sağlayan önemli unsurlardan biri olup o milleti oluşturan fertler arasında anlaşmayı sağlar. O milletin atalarının yüzyıllar boyunca elde ettiği tecrübeleri muhafaza eder ve onları nesillerden nesillere aktarır. Kültürün ve millet olmanın temel taşıdır ve milletlerin en aziz kıymetli servetidir.

Yüce Allah Kuran’ının Hucurat Suresi 13.Ayetinde “Ey insanlar! …. Sizi millet ve kabileler haline koyduk ki, birbirinizi kolayca tanıyasınız.,…” diyerek insanları, milletler ve kabileler haline getirdiğini belirtmektedir. Yine Rum Suresi 22.Ayette “Gökleri ve yeri yaratması, dillerinizin ve renklerinizin değişik olması O’nun varlığının belgelerindendir. …” denilerek, Yüce Allah dil ile milleti, renk ile de ırkı anlatmaktadır.

Hz. Peygamberimiz “Kişi kavmini sevmekle suçlanamaz. Kavminin efendisi kavmine hizmet edendir.” demiştir. Demek ki dil, hem dini hem de milli vasıflıdır. Dili korumamız ve geliştirmemiz ilk önce dini bir vazifedir.

Dünya üzerinde, geniş coğrafya da yaygınlık gösteren Türkçemiz, tarih boyunca birçok devlet kurmuş olan Türk Milletinin dilidir. Bu kadar geniş bir coğrafyaya yayılmış olmasının sebebi ise, Türk Milletinin hiç durmadan fetih ruhu ile hareket etmesindendir. Asya kıtasından başlayarak, birçok millet üzerinde iktidarını sürdürmüştür.

Macar Türkolog V. Vambery: “Balkanlardan çıkan birisi, Türkçe konuşa konuşa Çin’e kadar seyahat edebilir.” diyerek, Türkçe yurdunun büyüklüğünü anlatmıştır. (1)

Fetihlerini Nizam-ı Alem için yapan Türk Milleti, binlerce yıllık tarihinde vardıkları ülkelerin kültürleri ile karşılaşmış, kültür alışverişinde bulunmuş, bu ülkelerin dillerinden kelimeler alıp Türkçeleştirmiş, başka dillere de kendisinden kelimeler vermiştir. Dünyanın hiçbir yerinde, öz dil diye bir dil yoktur. Türkler İslamiyet’i kabul ettikten sonra, dilimize özellikle Arapça’dan ve Farsça’dan birçok kelime girmiştir. Daha sonra da, Fransızca ve İngilizce birtakım kelimeler girmeye başlamıştır.

Ziya Gökalp, Türkçeleşen kelimeler hakkında “Türkçeleşmiş Türkçedir” diyerek düşüncelerini ortaya koymuştur.

Dil, kültür ve mekan çeşitliliğine sahiptir. Kültürler arası ilişkilerde, dillerden alış da olur, veriş de olur.  Arı Türkçe diye bir dil olması da mümkün değildir. Türkçe, tarih içinde birçok dilden kelimeler alarak şekillenmiş, hazinesini genişleterek zenginleşmiştir. Atalım dediğimiz bu kelimeleri atarsak, geçmişimizle ve dünya Türkleri ile bağımızı koparırız. Her türlü baskılara rağmen Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Türkmenistan, Özbekistan varlıklarını Türkçeye borçludurlar. Doğu Türkistan, Irak Türkmenleri, Kırım Türkleri, Batı Trakya’daki soydaşlarımızı ayakta tutan Türkçeden başka bir şey değildir.

Dilimiz son 60-70 yıl içinde, uydurma dil politikası ile gençlerimiz, insanlarımız mazisi ile eski kültürü ile bağı koparılmaya çalışılmış ve Türkçede millileşmiş kelimeler atılmak istenilmiştir. Dil anlaşılabilirse, anlaşma vasıtası olur.

  Bugün yabancı kelimeler istila halinde dilimize girmeye başlamış, tehlikeli bir kirlenmeye doğru sürüklenmektedir. Ülkemizde, şehirlerimizin ana caddelerinden, ara sokaklarına kadar işyerlerinde, yabancı isimlerle donatılmış ışıklı levhalar, panolar, reklamlar, markalar her yeri kaplamış, sokaktaki insanı yabancıya dönüştürmektedir.  Bu konuda idari olarak sorumlu ve görevli makam sahipleri, dilin korunmasında gerekli hassasiyeti bir an önce göstermelidirler. Sokak ve caddeler şehirlere, şehirler de toplumun genel yapısına ışık tutar.

Düşünür Emerson: “Dil, yapılması için herkesin bir taş koyduğu bir şehirdir” demektedir.

Ayrıca Türkçeyi doğru ve güzel konuşan ve yazanların sayısı gittikçe azalmaktadır. Toplumda bugün gençlerimizde, güzel Türkçe ile konuşmak yerine, yabancı dil hayranlığı ve anlamı bilinmeyen uygunsuz argo kelimeler kullanma alışkanlığı başlamıştır.

Cemil Meriç Argo Başlıklı yazısında: “Argo, kanundan kaçanların; uydurma dil, tarihten kaçanların dilidir” demiştir. (2) Taklitçilik de önemli bir hal almış durumdadır. Halbuki, yabancı kelime bir bilgiçlik ve saygınlık değildir.

Günümüzde İngilizce bilim dili olarak kabul edilmektedir. Yabancı dil bilme, bir ihtiyaç olabilir. Ancak eğitim dili İngilizce olmamalıdır. Son yıllarda ve artan bir şekilde, ilköğretimden yüksek öğretime kadar, bazı öğretim kurumlarında eğitim dili olarak İngilizce kullanılmaktadır. Halbuki eğitimdeki yabancı dil, amaç değil araç olmalıdır. Yabancı dil bilmek faydalıdır ancak, yabancı dilde eğitimin sonucu tehlikelidir.

Tarihte en büyük devletlerden olan Selçuklu ve Osmanlı’nın, kimsenin dilini değiştirme gibi bir maksadı olmamıştır. Özellikle İngiltere, Fransa, Rusya başta olmak üzere Avrupalılar ise, başka milletlerin kültürel varlıklarını bozarak, onlara kendi kültürleri ve dillerini zorla uyguladılar. Fransızlar Afrika da, Ruslar Ortaasya’da, İngilizler her yerde dillerini baskıyla öğrettiler.  

Kırım atasözünde “Dilini kaybeden milliyetini de kaybeder” denilmektedir. Bir çocuğun beyninde temel bilgiler ana diliyle olmalıdır.

Şair Bahtiyar Vahabzade Kendimden Şikayet başlıklı şiirinde:

“Bir zaman Rusçaydı reklam, ışıklar

 Şimdi İngilizce dürttüler göze

İtinde diline hürmetimiz var

Yalnız öz dilimiz yaramır bize” diyerek bu hassasiyeti ortaya koymuştur.

Atatürk de “Ülkesini, yüksek bağımsızlığını korumasını bilen Türk milleti, dilini de yabancı diller boyunduruğundan kurtarmalıdır.” demiştir. (3)  

 19.yüzyılın ikinci yarısından itibaren Türkçemiz, ilk önce Fransızca’nın daha sonra da özellikle İngilizce’nin etkisi altında kalmış bulunmaktadır. Türk dili yalnız bu dillerin değil, yüzyıllar öncesinde de Arapça ve Farsçanın, daha az oranda da Rumca, İtalyanca, Sırpça ve Ermenice’nin de etkisi altında kalmıştır. 

Özellikle Türkler İslamiyet’i kabul ettikten sonra, Arapça ve Farsçanın Türk diline ve kültürüne etkisi fazla olmuştur. Selçuklular zamanında ise Türkçe devlet dili olarak kullanılmasına rağmen 13.yüzyıl ortalarında devlet işlerinde, sarayda Arapça, edebi dil olarak da Farsçayı kullanmışlardır. Karamanoğlu Mehmet Bey de Türk dilinin korunmasını sağlamış, Türkçeyi resmi dil ilan ederek bu hususta ferman yayınlamıştır.(13.5.1272) Millet olarak birlikte yaşamanın ancak dil birliği sayesinde olacağına inanarak fermanın da şöyle demiştir:

“Bugünden sonra divanda, dergahta ve bargahta, mecliste ve meydanda Türkçeden başka dil kullanılmayacaktır.” (4) Anadolu da Yunus Emre, Karacaoğlan gibi gönül erenlerinin katkıları ile dönemlerinde Türkçe olgunlaşmış ve yayılmıştır.

Osmanlı Beyliği döneminde Türk diline milli şuurla kıymet verilmiş, orduda, saray çevresinde ve halk içinde Türkçe konuşulmuş, Türkçe devlet ve edebiyat dili olmuştur. Sultan Osman, Orhan, Yıldırım Bayezıd ve II. Murat Türk diline gereken önemi vermişler, milli lisanlarını korumuş ve yaşatmışlardır. Sultan II. Murat, kendi dönem yazarlarına sade Türkçe ile yazmalarını söylemiş “Gönüller ancak açık Türkçeden haz alır” demiştir. (5) Daha sonra Fatih Sultan Mehmet ve onu takip eden Osmanlı padişahları, Türkçeye sadık kalmaya çalışmışlardır. Ancak gerek Selçuklular gerekse Osmanlılar, İran’ın fethi ile Farsçayı, Irak ve Mısır’ın fethi ile de Arapçayı benimsemişler, Saray ve ulema çevresinde bu iki dil konuşulur olmuştur. Sultan II. Abdülhamid Türk diline önem vermiş, maarif hayatında Türkçe konuşulması için emir yayınlamış, dilimizdeki Arabi ve Farisi kelimeler yerine, Türkçe kelimeler kullanılmasını için şöyle demiştir:

“Sözün güzel ve doğru söylenme kaidelerine uygun olabilmesi, diğer şartlarla birlikte alışılmamış kelimelerle söylenmeyişine de bağlıdır. Mümkün olduğu kadar Türkçe kelimeler kullanılarak açık yazılmış sözler ise, meramı ve maksadı tamamıyle anlatır. Böyle sözlerde daha ziyade kolaylık ve akıcılık bulunacağı meydandadır….

Bu hal, birçok zararlarıyla birlikte, dilimizde mevcut çok sayıda Türkçe kelimenin terkine ve unutulmasına sebep olmuştur… Arapça kelimeler Araplar için, Farsça kelimeler İranlılar için, me’nus sözlerdir…. Şimdiye kadar bu usule uyulmayıp Arapça, Farsça lugatlerin hemen hepsi yazı dilinde kullanılmış ve bu da Türkçenin vaziyetini güçleştirmiştir…. Bu sebeple talebeye bu kabil eserler gösterilmeyip mümkün olduğu kadar Türkçe açık ibareler okutturulup yazdırılmalıdır. Bu tamim işte bu hususun kitabet hocalarına tenbih edilmesi maksadıyla yazıldı.” (6)

Tanzimat ve II. Meşrutiyetin ilanından sonra “Türk Derneği”, “Genç Kalemler”, “Yeni Lisan” gibi adlar altında çıkan yayınlarda, İstanbul Türkçesinin esas alınması ve kullanılması istenilmiş; Namık Kemal, Ziya Gökalp, Yahya Kemal, Ömer Seyfettin, Orhan Şaik Gökyay, Mehmet Emin Yurdakul gibi şair ve yazarlar  halkın anlayacağı anlaşılır Türkçe ile konuşulması ve yazılması için çalışmışlardır.

Ziya Gökalp “Lisan” adlı manzumesinde şöyle demiştir:

“Güzel dil Türkçe bize

Başka dil gece bize

İstanbul konuşması

En saf en ince bize” (7)

 12 Mayıs 1932 tarihinde de Türk Dili Tetkik Cemiyeti kurulmuş, daha sonra kurum haline gelerek,  Türk Dili Kurumu adını almıştır.

Atatürk 1931 yılında“Türk Milletinin dili Türkçedir. Türk dili dünyada en güzel ve en zengin ve en kolay olabilecek dildir. Onun için her Türk dilini çok sever ve yükseltmek için çalışır. Bir de Türk dili Türk milleti için mukaddes bir hazinedir. Çünkü Türk Milleti geçirdiği nihayetsiz badireler için de ahlakını, ananelerini, hatıralarını, menfaatlerini elhasıl bugün kendi milliyetini yapan her şeyin, dili sayesinde muhafaza olduğunu görüyor. Türk dili, Türk Milletinin kalbidir, zihnidir” diyerek dilimizin önemini belirtmiştir. (8)

Dil bizim varlık sebebimizdir. Dilimize önem vererek doğru, yerinde ve çok kelime ile konuşmalıyız. Düşünür Heidegger de“ Dil varlığın evidir” demiş. Namık Kemal de ”Bir insanı zekası bildiği kelimelerle, dil zenginliğiyle orantılıdır.” demiştir.

 Batı dünyası ilk eğitimden itibaren, çocuklarına çok zengin bir dil eğitimi vermektedir. ABD ilk eğitimden geçen çocukların kitaplarındaki kelime sayısı 71 Bin, İngiltere ve Almanya’da 70 Bin civarında, İtalya’da 33 Bin, Suudiarabistan’da 12.500 iken, Türkiye’deki çocuklarımızın kitaplarında, kelime sayısı 7 indir. Çocuklarımız, bu 7 Bin kelimenin de ancak %5’i ile konuşup düşünüyorlar. 300 kelime ile düşünen, konuşan çocuklarımızın, bir edebiyat meydana getirmeleri, onu zevkle okumaları, kavramaları mümkün mü? Zengin dilimizi aşağı yukarı 300 kelimeye hapsetmiş, dilimizi fakirleştirmişiz.

Balzac da şöyle demektedir: “Millet edebiyatı olan topluluktur. Bir milletin edebiyatını yok ettiniz,  okunamaz hale getirdiniz mi, o millette dirlik, birlik, dillik kalmaz.”

Namık Kemal dilimiz hakkında “Zengin diller, deniz kadar derindir” demiştir. Avrupalı ve Amerikalıların dağarcığında 40-60 bin arası kelime var iken, bizim insanımızda 10-15 bin arası kelime vardır. Bu bizim için üzücüdür.

Bizim ilk sözlüklerimizden birisi olan ve 1072 yılında Kaşgarlı Mahmut tarafından hazırlanan Divan-ı Lügat-it Türk’te 9.200 kelime tespit edilmiştir. Bu sözlükten sonra 1901 yılında Şemsettin Sami Bey Kamus-ı Türk adında sözlük hazırlamış, içinde 18.000 kelime bulunmaktadır. Türk Dil Kurumu’nun 2005 yılı baskısı Türkçe Sözlükte ise, 104.481 kelime yer almaktadır.

Biz hazine sandığının üzerine oturan ama altındaki sandığın altınlarla dolu olmasına rağmen karnı aç olan ve fakir olduğunu zanneden adama benziyoruz. Korunması sevgimiz, alakamız ve tedbirimiz sayesinde olur. Hürmet ettiğimiz kadar yüceltiriz ve yüceliriz.

Fazıl Hüsnü Dağlarca “Türkçem benim ses bayrağımdır demiş, Yahya Kemal ise “Bu dil (Türkçe) ağzımda annemin sütüdür” diyerek kıymetini ne güzel ifade etmişler.

Türk Bayat Boyundan olan (Azerbaycan Türkü) divan şairi Fuzuli (1483-1556) ellerini Allah’a açarak:

“Ey Arap, Acem ve Türk Milletine feyiz veren Rabbim! Sen Arap kavmini dünyanın en fasih konuşan kavmi yaptın, Acem hatiplerinin sözlerini İsa’nın nefesi gibi cana can katan bir güzelliğe ulaştırdın! Ben Türküm ve Türkçe söylemek istiyorum! Tanrım benden iltifatını esirgeme” diye Türk dili tarihinin en güzel duasını yapmıştır. (9)

 Devletimizin, ailelerimizin, okullarımızın, basın ve yayın kurumlarımızın; yazarımızın, sanatçımızın görevi, Fuzuli’nin Türkçeyi sevdiği gibi çocuklarımıza da sevdirmek, onları zengin bir dille düşündürmek ve konuşturmak olmalıdır. Dile hakim olmanın yolu anadili ile ve iyi planlanmış, sağlıklı Türk dili ve edebiyatı dersleri vererek olur. Onlara dil varlığı, güzelliği ve kültür hazinesi olduğu anlatılmalıdır.

1926-1929 yıllarında “Türkçe kullan, konuş, yaz” kampanyası yapılmış çok ilgi görmüş. Milletçe yine dile sevgimizi göstermek için böyle bir kampanyalar düzenlemeliyiz. Çeşitli yasal düzenlemelerle Türkçe kelimelerle konuşmaları sağlanmalıdır. Dil belirli kurallara, yasalara, tedbirlere bağlanmazsa canlılığını yitireceği bir gerçektir.

Namık Kemal “Ülkenin kalkınması ve yükselmesi, dilimizin zenginliğine bağlıdır” demektedir.

Konfüçyüs’a “Bir memleketi yönetmeye çağrılsaydınız, yapacağınız ilk iş ne olurdu?” diye, sormuşlar, büyük düşünür şöyle cevap vermiş: “Hiç kuşkusuz dili gözden geçirmekle işe başlardım.” 

Türk kültürünün yaşaması, Türk dilinin gelişmesine ve devamlılığına bağlıdır. İnsanla, tarihi ve geçmişi arasında bir kültür irtibatı kuran dilimiz, gelecek nesillerimize kalıcı bilgileri sunar. Türkçe bizim milli ruhumuz, kültür coğrafyamız, tarih ifademiz, ortak inanç ve yol göstericimizdir. Dilimizin adı, milletimizin adıdır.

Yahya Kemal “Her halk, kendi ikliminin lisanını söyler” demiştir. Dili milletten ayrı görmek gaflettir. Dilimiz soylu, köklü bir dildir; en büyük hazinemiz, bağımsızlığımızın teminatıdır.

Türkçeyi sevmek, Türk Milletini sevmek demektir.

Dil bayramımızı bu  duygu ve inançla kutluyor, Türkçe’mizin sonsuza kadar yaşamasını diliyoruz 

KAYNAKLAR

1-5-6-7-9-Nihat Sami Banarlı-Türkçenin Sırları-Kubbealtı Neşriyatı-İst.1999 – S.25-210-211-212-177-103

2-Cemil Meriç- Bu Ülke-Ötüken Yay.İst.1975-S.17

3-8-Afet İnan-Milliyetin Temeli Olan Dil Türk Dili-1966.C.16

4- Türkler Ansiklopedisi-Yeni Türkiye Yay.-VI.Cilt-Ank.2002-S.705

10- İstanbul Türkçesi – Seyyar Kitap İst. Büyük Şehir Bel. Kültür Yay. 2006 – S.37

Yavuz Bülent Bakiler- Sözün Doğrusu 1.2 – Yakın Plan Yay. İst.-2012

Nejat Muallimoğlu-Türkçe Bilen Aranıyor- İst.1999

Şiar Yalçın – Doğru Türkçe – Metis Yay. İst.1997

İsmail Doğan – Sokaktaki Yabancı – Sistem Yay. İst.1999

 

Necdet Bayraktaroğlu

Sivas’ın Gemerek kazasında 1952 yılında doğdu. İlk ve orta öğrenimini Gemerek’te tamamladı. Ankara Kurtuluş Lisesi’ni ve İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesini bitirdi. Ankara Hukuk Fakültesinde yüksek lisansını tamamladı. Askeri Hâkimlik sınavını kazanıp muvazzaf askeri hukukçu oldu. Sırasıyla; Askeri Mahkeme Hâkimliği, Baş Hâkimliği, Adli Müşavirliği, Savcılığı ve Baş Savcılığı görevlerinde bulundu. 1996 yılında emekli olarak serbest avukatlık hizmetine geçti ve birçok yerli ve yabancı şirkete ve kişilere danışmanlık ve hukuk hizmeti verdi. Birçok vakıf, cemiyet ve derneklerde görevler alıp, aktif hizmetler sundu. Yöre ve ülke konulu konferans, seminer ve faaliyetler düzenledi. Çevresindeki insanları organize ve faaliyetlerle buluşturarak, tanışmalarını ve kaynaşma ve dayanışma içinde olmalarını sağladı. Uzun zamandır üzerinde çalıştığı Türk Tarihi araştırma ve derleme çalışmalarına hız verdi. Orta Asya’dan Viyana’ya kadar uzanan coğrafyada hâkim olan Türk Devletlerinden, tarihe şan veren Han, Hakan ve Sultanların asaleti, adaleti, ideali, inancı, siyaseti ve diplomasi dilini ortaya koyan ve diğer Hükümdar, Kral ve İmparatorlara yazdığı 150 yi aşkın mektupları, beş yılı yakın bir zamanda araştırıp bularak, “Tarihimizdeki Muhteşem Mektuplar” adlı kitabında toplayıp, 2012 yılı Kasım ayında İstanbul Tüyap kitap fuarındaki imza günü ile yayın hayatına kazandırmıştır. Bu çalışmalarını ayrıca Türk Dünyası Tarih Kültür Dergisi, Türk Yurdu, Töre, Devlet, Düşünce ve Tarih, Bilgi Yurdu, Kültür Çağlayanı, Bilimsel Eksen (Uluslararası Sosyal Bilimler Dergisi), Orhun, Yenises, İpekyolu, Yeni Ufuklar, Türk Boyları, Eğitimin Sesi, Sence, Güncel Sanat, Güncel Edebiyat, Step Tıp, Aliyyül Alâ, İşte Kayseri, Aydın Efe, İşte Kayseri, Gaziantep Life, Niğde Dört Mevsim, Kadıköy Life gibi dergilerde, Milli Düşünce Merkez, Türk Ocağı Genel Merkez, Kocaeli Aydınlar Ocağı, Tarih Gazete, Kamu Gazete, Kitap Konağı, Medya Pusula, Aydın 24 Haber gibi internet sitelerinde makaleler yazarak, yazarlık hayatını sürdürmektedir. Seyahat etmek, kitap okumak, spor yapmak, müzik dinlemek (Türk Sanat ve Halk Müziği özellikle), resim ve halı galerilerini gezmek, yakın dost ve akrabaya, fakir, yoksul, hasta, yaşlı ve engellilere ziyaretler ile hatırlar sormak, derdi ve sıkıntı ve sorunları ile ilgilenmek ve Sıla-i Rahimde bulunmak en büyük özelliklerindendir.

Bunlar ilginizi çekebilir...

Bir Cevap Yazın