"Kafanın söylediklerini duymakla kalbinden gelen mesajı dinlemek arasındaki farkı öğren. Kafanın konuşması toplumun bir ürünüdür. Kalbinin konuşması sonsuzluktan gelir." Aborjin Öğretisi

Kalple Sörf Yapmak

                                                                               Photo by Julie Macey on Unsplash

Sörf okyanus veya devasa dalgaları olan denizlerde özel bir tahta üzerinde yapılır. Bunu yapanın öncelikle hayata ve kendine güveni vardır. Sörf bir sevdadır… Sörf yapanda sevgiliyle buluşmanın, kucaklaşmanın heyecanı vardır. Kıyıdan esen rüzgarın, devasa okyanus dalgası içinde açtığı boşluğun içine girme cesaretidir ve maceradır. Bir sörfçü için kimi zaman saatlerce suda kalıp, gününü kurtaracak olan o dalgayı beklemek ve beklediği dalga geldiğinde onu yakalayıp kendini onun koynuna atmak ve onunla kucaklaşmak en büyük mutluluk ve doyumdur.

Photo by Frank Mckenna on Unsplash 

Okyanus:

Kalple sörf yapmaya adım atabilmek için Okyanusu anlamalısınız; Okyanus evrensel bilinçtir veya evrensel zekadır. İnsan ise onun maddeleşmiş şeklidir. İnsan o bilincin anahtarıdır.


Okyanus sonsuz (sayısız) su damlalarından ibarettir fakat siz hiçbir zaman onları birbirinden ayıramazsınız, okyanus damlasında hem birlik, hem de teklik vardır. Her bir damlanın içinde okyanus vardır ve okyanusun içinde de damla. Kalple sörf nehirde, derede, çayda yapılamaz, bunların hepsi okyanusa doğru akar ve bunların hepsinin niyeti okyanusun bir parçası olmaktır.

Kalp:

Kalp, insan vücudunda önemli bir organdır. Aynı zamanda kadim bilgelikte insanın asırlar boyunca ulaşmak istediği tahtıdır. Bu aşkın tahtı sevgilinin yaşadığı yerdir. Ne gariptir ki, insanoğlu hep içinde bulunan bu yeri, 9 mühür ile kapatmış ve bu yeri unutmuştur. Ama sevgiliyi ve mutluluğu hep başka yerlerde aramıştır.

İnsanlar Neden Hep Acı Çeker?

Photo by Christian Spies on Unsplash

İnsanoğlu, DNA’sındaki ataları tarafından mühürlenmiş kalbi nedeniyle aslında sezgisel olarak çok iyi tanıdığı yolu unutmuştur. Unutmasının sebebi atalarımızın bize gelişmemiz için miras bıraktığı DNA genetik yazılımıdır. Bu mirasın içinde, hayatta kalma güdüsünden kaynaklanan alçak frekans boyutları: korkularımız, acılarımız, şartlanmalar ve binlerce yıllar hayata kalma çabasıyla yaşadıkları travmalar vardır. Bunların hepsi evrim sürecinde kalp daralmasına ve kalp kapılarının bir bir kapanmasına sebep oldu. Bugün bunun sonuçları açık, ortada kalp ve solunum problemleri ve daha birçok hastalıklar… Dünya hasta, insan hasta…

Evrimleşme süreci:

İnsan, canlıların evrimleşme sürecinin en son basamağıdır ve diğer canlılardan onu daha üstün basamağa yükselttiğini düşündüğü ve övündüğü neokorteks ve ikinci signal sistemine sahiptir. Tabii ki bunlar belki de insan olmanın şartlarından biridir ve bu özellik insana ve insanlığa çok şey kazandırdı, akıl ve duygu sahibi oldu, ama bunlara sahip olmak belki de ona daha çok kaybettirdi. Anda olmayı unutturdu, buda zaman içinde zihin, duygu ve kalp arasında iletişimsizliğe sahip oldu.
Zihnin tabii ki yaşamımızda büyük rolü vardır, ama biz onu çok büyütmüş ve hayatımızda çok büyük bir yeri işgal etmesine izin vermişiz. Zihnin görevi, bilgi (veri) toplamak, analiz etmek ve sentez yapmak… Zihin problem üretir ve onu çözmek için koşturur.

Problem yoksa zihin ne yapacaktır?
Zihne problem üreten kaynak: duygudur. Duygu arzular, zihin ise duyguları memnun etmek, arzuları gerçekleştirmek için çabalar. Bu asırlardır insanoğlunu esir tutan bir yanılgıdır. Duygu ve zihin, korkular kalbi esir almıştır.
Atalarımızın mirası genetik yazılımı alçak frekansta kendisini sabırsızlık, kibir, gurur ve ego, uyumsuz, çatışma, kayıtsız, kaygı, bağımlı, yüzeysel, zorluklar, kısıtlanmış, bencil, amaçsız ve zamanla yarışma ve benzeri hallerle kendisini gösterir, çünkü devamlı ölümden korktuğumuzdan hayatı kontrol etmeye çalışırız. Hayatı kontrol ederek yaşayamazsınız. Onun kıyısında sadece tek hücreli canlı olarak durursunuz, korkak ve ürkek olmanız nedeniyle hayatın içine giremezsiniz ve sonunda o sizi iptal eder, çünkü siz gelişmek için geldiniz, kalple sörf yapmak için, durmak için değil. Evren ve hayat onu öğrenenlere yol verir.

Photo by Noel Nichols on Unsplash

Fark etmek ve sevgiliye kavuşmak:

Daha önce anlattığım sörf, bu üçlünün iletişim problemini çözmek için devreye girecektir.

Sörfle çözüm:
Suda, (bilinç okyanusunda) saatlerce ve belki günlerce, yıllarca, asırlarca beklediğiniz uygun rüzgâr hızı ve dalga boyutunu yakalamak için hareketlenirsiniz. Zamanı şimdi. Ve içinizde esmeye başlayan bu rüzgar “ATALARINIZIN” tek hücreli canlı zincirinden başlayan ve basamak basamak kendi DNA sarmallarınıza indiğinizde orada kayıtlı olan korku, acı ve travmalarınızla; baskılanma, utanç, kendini inkâr etme, reddedilme korkusu, suçluluk ve ayrı kalma travmaları dev dalga olarak önünüze çıkacaklar ve sizin onlardan özgürleşmek için yapmanız tek şey kendini o derinliğin içine atmak, görmek ve kabul etmektir. Kısaca, kalple sörfe başlamaktır.


Evet, bu kolay değildir, bunlar bizleri çok ve çok aşağı çeken, hayata karşı güvensiz yapan duygulardır ve aynı zamanda bizim kuantum sıçramasını yapmamız için gerekli olan gelişim basamaklarımızdır. Sıçramamızı, kalbinizi o sörf tahtasının üstüne yerleştirip o boşluğun içine atarak yapacağız. O boşluğun içine kendimizi tek bir beklentiyle atacağız: özgürleşmek. Dünyanın şu anki haline baktığımızda insanoğlu tek hücreli canlı bilincinden, neokotreks, akıl ve ikinci signal sistemine sahip olmasına rağmen çok fazla uzaklaşamamıştır. Günümüzde insanoğlu tek hücre bilinciyle yaşıyor. Bunun anlamı ne olursa olsun yeter ki hayatta kalayım bilincidir.

Siz, Atalarınızın DNA’nıza mühürlediği alçak frekans boyutlarındaki korkularınızı, travmalarınızı fark edip ve kabule geçtiğinizde onlar hareketlenir ve sizi bırakmaya başlarlar. Bu sayede, aşama aşama alçak frekanstan çıkmaya başlarsınız. Bu terk gidiş, onların altında yatan hediyelerinizi, armalarınızı, yaşam amacınızı ortaya çıkararak sizin daha yüksek frekansa sıçramanıza neden olur ve kendi içinizde olan okyanusta sörf yapmaya iter. Kalbiniz darlıktan çıkarak sörf tahtasına yerleşir. Önce küçük küçük dalgaları tercih eder çünkü hayata güvenle yaklaşabilmek için adımları birer birer tedbirle ve sabırla atar.

Sabır ve Güven kol kola yürürler:


Sabır ve Güven sizi hayata ne yaşarsınız yaşayın deneyim olarak bakmaya ve iyi veya kötü deneyim ayrımı yapmamaya öğretir. Küçük dalgalarla başlayarak, zamanla sörf yapma becerisini kazanırsınız. Okyanusun kıyısından çıkıp, yaşama devam etmek okyanus içindeki yolculuğunuza başlarsınız. Daha büyük dalgaları yakalama becerisini, cesaretle dalgaların derinliğine girebilmeyi ve hangi dalganın sizi amacınıza götürme becerisini kazanırsınız. Ve kalple sörf yapmakta ustalaşırsınız.
Sizi bağımlı yapan, özdeşleştiğiniz şeyleri bırakıyorsunuz. Ve yaşam yolunuzu açmak için artık büyük ve güçlü dalgalar bekliyorsunuz ve bunların içine dalıyorsunuz. Maceraya girmeye cesaret ediyorsunuz, korkudan donmuş kanınız ve daralmış damarlarınız açılır, sörf tahtası üzerindeki kalp, zihin ve duygular arasındaki iletişimi sağlama görevini, hayata güveniniz ve onu sevgi sayesinde geri alır. Sörf, kalbin kendi kapılarını, her bir hücresinde olan aşka açmasına yardım eder. Kalp sadece sevgi ve aşk dışında hiçbir şeyin olmadığının farkına varışının coşkusunu yaşar.
Ve binlerce kırıntılara bölünmüş aşk parçacıkları kalbin gücüyle bir araya gelmeye başlar. Evrenin mükemmel örgüsü, insan örgüsünün içine aşk olarak akar. Gök ve yer aşkla birleşir. Asırlarca efsanelerin, hikâyelerin, mitolojilerin, şiirlerin ve kadim bilgeliğin anlatmaya çalıştığı ve anlamadığımız gerçek olur. Atalarımız, bize sadece korkularını kaygılarını, evhamlarını miras bırakmamışlardır. Bu örtülerin altına gerçek hazineyi saklamışlar… Bu asırların kalın örtülerini kaldırma cesaretini bulduğumuzda, altında saklanan ve asırlarca hem erkeklerin hem kadınların, aradığı aşkı buluruz.
Bu şekilde ve evrimin bu basamağından tek hücreli bilincinden çıkıp hayata güvenerek ve teslim olarak gerçek yaşama ve aşka adım atarız. Kendimizi dev aşk dalgasının içine bırakıp aradığımız sevgiliyle buluşuruz.

Billur Memmedli

Billur Memmedli (İsmailova); bu güne kadar sevdalı olduğu ve çok önem vererek, bu güne taşıdığı tamamlayıcı tıp yolculuğuna; 1973 senesinde, tıp biyolojisi bölümü öğrencisiyken para pskoiojiyle başladı .Akademik kariyerini Moleküler Biyoloji, doktorasını da Mikrobiyoloji dallarında yaptı. O yıllardan beri master olarak uygulamakta olduğu Reiki, Karuna Reiki ile biyoenerji, fitoterapi, akapunktur, renk terapi, kristal terapi, ,imgelemle teknikleri gibi tamamlayıcı tıp konularında; ve psikoterapi, psikoanaliz alanlarında halen de bilgilerini zenginleştirmeye davam etmektedir. Morsu adını verdiği bir kişisel gelişim merkezi vardır.

Bunlar ilginizi çekebilir...

Bir cevap yazın