"Kafanın söylediklerini duymakla kalbinden gelen mesajı dinlemek arasındaki farkı öğren. Kafanın konuşması toplumun bir ürünüdür. Kalbinin konuşması sonsuzluktan gelir." Aborjin Öğretisi

OKU!

Annem “Allah hepimizi kuru iftiradan saklasın!” diye dua ederdi de bana zaman zaman anlamsız gelirdi. Eğer yalana yanlışa bulaşmazsan; insanlar neden seninle uğraşacaktı ki? Kendi halinde okursan, aklını kullanırsan, gidip geldiğin yerleri bilirsen ve sana yanlış gelen her yerden ve herkesten uzak durabilirsen kim sana kötülük yapabilirdi ki?

Son zamanlarda sınırlar dünyanın her yerinde karışık… insanlar bir arayış içerisindeler… bu arayış birilerinin kazancı gibi görünse de diğer taraftan başkalarının kaybıdır bunu unutmamak gerek. Yaşadığımız bu dönemde herkes kendisine şu soruları sormakla yükümlüdür: Neyi ne karşılığında hak edeceksin? Hak ettiğini nasıl ispatlayacaksın? Senin olanı nasıl savunacaksın? Asıl ve doğru bilgiye nereden ulaşacaksın?

Ülkeler bazında da kişisel bazda da hak ve hukuku korumak problem haline gelmiş durumda… İnsanlar artık birbirine sevgiyle veya saygıyla bakacağına endişeyle ve korkuyla bakar olmuş. “Oku!” emriyle başlayan dinin, “Okuyup da ne yapacaksınız!” diyen sahte şeyhleri dinlenir olmuş. Tebessümü ve güzel sözleriyle örnek olan peygamberin asık yüzlü ve boş konuşan bir ümmeti olmuş. Üniversite yıllarındayken hatırlıyorum hemen hemen hepimizin rengi belliydi. Herkes gururla neyi savunuyorsa onu gösterirdi. Senin doğrun bana yanlış gelebilir… Senin savunduğun konuları ben savunmayabilirim ama ne düşündüğünü biliyorum, diyebilecek güven vardı içimizde. Fikri ne olursa olsun yine de birbirimize selam verirdik ama mesafemiz belliydi. Sınırlarımız belli…

Bugünlerde hoşuma gitmese de bir tabir kullanmaya başladım “omurgasız insanlar”, çünkü bu kadar rahat dönüşleri başka şekilde açıklayamıyorum. Ben bulunduğum noktadan başka bir yöne dönmeye kalkıştığımda bile fiziksel olarak vücudum beni uyarıyor. Sakın ha diyor bana; sen bu yola gidemezsin… hatta ısrarla dönecek olursam beni cezalandırıp yatağa bağlıyor aklım başıma gelene kadar…

Eğer durduğumuz saf belli olursa ayağımızı sağlam basarız. Gözümüzün önünü görürüz. Gelecek tehlikeyi sezer; ona göre tedbir alırız. Dikkat edecek olursak dinlerde de milletlerde de hiçbir zaman açık düşman tehlikeli görülmemiştir. Öte yandan münafıklara; aramıza kaynayıp kendini bizdenmiş gibi gösterenlere hep dikkat çekilmiştir. Atasözlerimizde bile öyle değil midir; “Havlayan köpek ısırmaz” … asıl tehlikeli olan; saldırmak için diş bileyerek, hırlayarak ve hesap yaparak karanlıkta saklananlar…

Allah’a şükür millet olarak tarih boyunca hiçbir zaman kimlik arayışında olmadık… Elhamdülillah Türk ve Müslümanız… İkisinin de soru işareti bırakacak bir yanı yok ne aklımızda ne kalbimizde… kanımız da belli inancımız da… Edindiğimiz tecrübeler sebebiyle kimse bize çıkıp da kanınızda karışıklık olabilir ya da gelin size cennetin kısa yolunu göstereyim diyemez… işte bu yüzden başkalarını rahatsız eden bir duruşumuz vardır bizim. Ayaklarımız sağlam basar, kolay kolay rüzgardan veya fırtınadan etkilenmeyiz.

Peki bizi tanıyan düşmanlarımız, değerlerimizi, güvenimizi ve bağlılığımızı neyle sarsmaya çalışıyorlar…

İftira ve bedava cennet anahtarlarıyla… dedim ya, köklerimiz sağlam… arkamızda koskoca bir Türk tarihi duruyor…

Tarihimizi bizden iyi bilen düşmanlarımızsa her yolu kendilerine mubah görüyorlar. Bu dönemde en kolay saldırı yolu bilindiği üzere medya ve maalesef din tüccarlığı üzerinden yapılıyor. İnsanları birbirine düşürmek için verilen mücadeleyi gördükçe kızmak mı gülmek mi gerektiğini henüz belirleyemedik ama öğrendiğimiz şey cehaletin sınırının olmadığı….eğer Müslümanım diyorsak ve bir kere bile Kuran-ı Kerimi anlayarak okumamışsak (Hiç bilmediğin ve ders alamayacağın bir dilde hatmetmeyi saymıyorum)… Peygamber efendimiz hadisleriyle ve sünnetleriyle bize yol göstermeye çalışırken; biz şu veya bu şahsın müridi olmayı kalbimizin baş köşesine koymuşsak… kimseyi suçlamaya hakkımız yok. Bu arada yanlış yönlendirmelerin insana vereceği zararın boyutunu ve bunu bile bile yapmanın rahatlığını anlamak da ayrıca mümkün değil… dedim ya safın belliyse ve bilgin sağlamsa kolay kolay sarsılmazsın… Yaşanılan karışıklıkları, kandırılabilen insanları gördüğümde aklıma ilk gelen şey; ahiret işte bunun için var demek oluyor. Gücünün yettiğini düzeltip kalanını Allah’a havale etmek bunun için var. Kul hakkı bunun için var…

Zerre kadar hayrın da zerre kadar şerrin de karşılığını vereceğim (Zilzal Suresi,7-8) sözünü veren Allah ve bizim ona teslimiyetimiz var… Millet olarak geçirdiğimiz yüzlerce sınavdan sadece birisi bu günlerde yaşadıklarımız… Aslımızdan şüphe etmeden vicdanlarımızın sesini dinleyerek hatırlamamız ve uygulamamız gereken; “Yaratan Rabbinin adıyla oku! (1) Oku! İnsana bilmediklerini belleten, kalemle yazmayı öğreten Rabbin, en büyük kerem sahibidir. (3-4-5) (Alak Suresi)

Ayşe Tuba (Keskin) Demir

1972 Osmaniye doğumlu olup ilk, orta ve lise eğitimini Osmaniye'de tamamladı. Gazi üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümü mezunu ve aynı üniversitede Eski Türk Edebiyatı alanında yüksek lisansını yaptı. Eğitimine Brooklyn College'da devam etti. Long Island Üniversitesi'nde Eğitim Teknolojisi alanında ikinci yüksek lisansını tamamladı. Halen NCC'de psikoloji dersleri almaktadır. Evli ve üç çocuk annesi olup New York'ta yaşamaktadır.

Bunlar ilginizi çekebilir...

Bir Cevap Yazın