Please specify the group

MANİKÜRLE GELEN AYDINLANMA

Aydınlanma deyince aklınıza ilk olarak ne geliyor bilemem ama aylar, yıllar süren kişisel gelişim eğitimleri ve okumalarından önce, aydınlanma kelimesinin bendeki karşılığı Nirvana’ya ermiş Hint yogi/yoginiler, Rumi, Buddha gibi isimlerdi. Sıradan insanların o seviyeye ulaşması dahi söz konusu olamazdı. Bu çıkarımda herkes yazı yazamaz, herkes şunu yapamaz diye kafa ütüleyen şahısların parmağı yok değil. Kutsallaştırarak, gözde büyüterek imkânsız kıl subliminal mesajları benim zihnimde de böyle yer etmişti işte. Neyse konumuza geri dönecek olursak; süregelen hayat yolculuğumda fark ettim ki; biz basit ölümlü dünyalılarda gayet ayabiliyoruz 🙂 ve bunun için yapabilen insanlara sonsuz saygıyla birlikte dünyevi arzulardan izole olup kendimizi çilehanelere yahut Aşramlara kapatmaya da hiç gerek yoktu.

Kendi adıma hayatımdaki en büyük aydınlanmayı manikürcüde yaşadım. Büyük aydınlanma macerama geçmeden önce aydınlanma kelimesinin bendeki karşılığını siz okuyucularımıza aktarmak isterim; ( her insan için farklı anlama gelebilir.)

(Photo by Ashley Batz on unsplash) 

Aydınlanmak benim için fiziksel bedenin çok daha ötesinde olduğumuzun idrakinde olarak evrenle diyalog halinde olabilmek, bize gönderdiği işaretleri okuyabilmek, hayatımıza uyumlayabilmek ve bununla birlikte değişim enerjisine girebilmektir. Kendimizin ışığıyla bütüne de katkı sağlayıp, farkındalık yaratmaktır. Ancak burada hedef dünyayı ve insanlığı kökten kurtarmak değil. Küçücük adımların bile olağanüstü sonuçları vardır. Bu tanım yukarıda anlatılanların zıddı olarak size belki çok karmaşık gelebilir. Fakat aslında pratikte çok basittir. Bunu bir örnekle anlatmak gerekirse; kafanız çok karışık, cevap arıyorsunuz sonra pat yanınızdan geçen iki kişi kendi aralarında konuşurken cevabınızı veriyorlar, ya da radyo birden dile geliyor ve sizin için yanıtlıyor. Cevap bulduğunuz her an aslında aydınlanma yoluna davettir. Şayet işaretleri görmeye gönüllüyseniz. O cevabı alıp hayatınıza alıp, gelişimizde araç olarak kullanmak ise aydınlanma sürecidir. Sizin olgunlaşıp, kök vermeniz çevrenizdekileri, onlardan da diğer insanlara yayılır.

Peki, ben Manikürcüde nasıl bir aydınlanma yaşadım?

Çoğu kadın gibi bende büyük bir can sıkıntısı anında soluğu kuaförde alıyorum. O anlardan birinde (sabah sabah) ani kararla yol üstü bir kuaför salonuna attım kendimi. Fakat bu sefer bitlenmekten korkup, manikür- pedikür yaptırmaya karar verdim. Sanırım o an için Hepatit B vb. olmak, bitlenmekten daha az korkutucu gelmiş bana. Her neyse oturdum koltuğa. Karşıma asabi, gergin, kavgaya meyilli bir genç kız geldi. Randevu almadığım için neredeyse dövecek beni. Bu sırada içerde de ne olduğunu anlayamadığım bir olay dönüyor; 60’larının ortasında olduğunu tahmin ettiğim bir müşteri salondakilerle kavga ediyor. Kadın her bağırdığında bizim manikürcü elindeki makası tırnaklarıma saplıyor. Canım yanıyor bir şey diyemiyorum. Tırnaklar kan gölü zaten. Kendi kafamda en az can acısı ve zararla buradan nasıl kaçabilirimin hesaplarını yapıyorum ve çareyi en sonunda ne de buldum biliyor musunuz? Kendimi kötüleyip, beceriksiz göstermekte ve bir de durduk yere özür dilemekte. Arada geçen diyaloglar şöyle: Biliyorum randevu alarak gelmek gerek özür dilerim bu seferlik böyle oldu. Elime fazlaca sürdükleri peeling döküldü, dile getirilişi şu oldu; Ben beceriksiz tabi yine her yeri batırdım. Biliyor musunuz aslında taktiğim işe yaradı, ben ne zaman böyle konuşsam karşımdaki kız keyiflendikçe keyiflendi, omuzları kabardı ve nihayet canımı acıtmayı bıraktı. Sonunda da kendisine bıraktığım yüksek bahşiş sebebiyle günün favori müşterisi olmuşumdur herhalde. Salondan ayrıldığımda hayatımın en berbat günlerinden birini geçiriyordum. Sonra sorgulamaya başladım. Kendimi neden boğulacakmış gibi hissediyorum? O bir saatlik randevu benim için insan ilişkilerindeki dönüm noktalarından ve aydınlanma anlarından biridir. Nasıl bir değersizlik duygusu içinde olduğumu, dış onaylanmaya nasıl bağımlı olduğumu ve sevilmemekten nasıl korktuğumu o kız bana öyle güzel aynaladı ki; kendisine çok teşekkür ediyorum. Bunu görebilmek çok güzeldi. Bütün kalbimin ve varlığımın ışıkla kaplandığını hissettim. Bir karar aldım; bundan sonra istemediğim şeyleri asla yapmayacak, kendimi değersiz hissettiren insanlara yol verecek, hakkım olanı talep edecektim ve olur olmadık özür dilemeyi bırakacaktım. Louise Hay’in verdiği mesaj gibi; özürlerimizi dikkatli ve içtenlikle seçmeliyiz, her şey için özür dilemek zorunda değiliz. Farkındalık, aydınlanmak demektir. Ancak bunu devam ettirmek asıl meseledir. Kibirli insanların karşısında kendimi ezdirmekten vazgeçtim, Sevilmeme gibi bir korkum yok artık. Hatta mümkünse herkes sevmesin ruh halindeyim. Hayatıma müdahale edilmesine izin vermiyorum. Çünkü farkındayım bu benim yolum. Kimsenin ve özellikle de toplumun mükemmelleştirilmiş standartlarına uymak zorunda değildim.(Bu konuda geçtiğimiz haftalarda kaleme aldığım this is me başlıklı yazıma aşağıdaki bağlantıdan ulaşabilirsiniz.)

Basit bir aydınlanma anı bende böyle vücut buldu. Siz değerli okuyucularımızın da, kendi aydınlanma tanımınızı oluşturmanız ve deneyimlemeniz dileğiyle. İyi pazarlar.  

http://http://www.dolunaydergi.com/2018/08/03/this-is-me-bu-benim/

Bunlar ilginizi çekebilir...

Bir cevap yazın