"Kafanın söylediklerini duymakla kalbinden gelen mesajı dinlemek arasındaki farkı öğren. Kafanın konuşması toplumun bir ürünüdür. Kalbinin konuşması sonsuzluktan gelir." Aborjin Öğretisi

KANATSIZ BİR KELEBEĞİN HİKAYESİ; NİNO BERADZE

Sevgili Dolunay Dergi Okuyucuları,

Bugün sizlere kendi deyimiyle kanatsız bir kelebekten, Gürcistan’da dünyaya gelip,  Türkiye’de kozasından çıkıp, uçan güçlü bir anneden, ilham veren bir kadından, yakında kitabı basılacak bir yazardan bahsetmek istiyorum. Çocukluğu savaşta çalınan, hırpalanan, 14 yaşında kaçırılıp evlenmek zorunda bırakılan, dilini hiç bilmediği bir ülkede sil baştan hayat kuran bir kadın Nino Beradze… ve  bize anlatacak bir hikayesi var.  Röportajımızın ihtiyaç duyan tüm yaralı ruhlara ilham olması dileğiyle, keyifli okumalar… 

 Merhaba Nino Hanım öncelikle hikayenizi okuyucularımızla paylaştığınız için çok teşekkür ederiz. Kısaca okurlarımıza kendinizden bahseder misiniz?

Ben Nino Beradze, 1986 yılında Gürcistan – Poti şehrinde dünyaya geldim. Çocukluğumu 6 yaşına kadar Abhazya Gali’de geçirdim. 1992-1993 yıllarında Rusya – Gürcistan arasında baslayan savaş dolayısıyla yasadığımız toprakları terk etmek zorunda kaldık ve annemin memleketi Poti’ye göç ettik. İlk ve orta eğitimimi Poti’de gördüm. Konservatuvarda sanat eğitimi de aldım. Küçük yaştan itibaren şiirler yazardım, 11 yaşındayken, kardeşler ve kanatsız kelebek adıyla kitaplar yazdım  fakat Gürcistan’ın durumu ve kimsenin destek olmaması sebebiyle yayına verememiştim.

14 yaşındayken zorunlu sebeplerle evlendim. 2005’de eşim kumarda büyük miktarda para kaybetti. Kumar ve alkol bağımlılığından dolayı bize hiçbir zaman hiçbir şekilde destek olmadı ve ilgilenmedi. Ben de çalışmak ve çocuklarıma bakmak için Türkiye’ye gelmek zorunda kaldım.  Fakat çocuklarım çok küçük  yaşta oldukları için fazla dayanamayıp memleketime geri dondum .Eşim bize tekrar kötü davranmaya devam edince tamamen boşanma kararı aldım.

2006’da tekrar Türkiye’ye geldiğimde İstanbul’a temelli olarak yerleşme kararı aldım ve o tarihten itibaren yaşamımı İstanbul’da sürdürüp burada ticaret yapmaktayım. 

…………………….

Savaştan önce nasıl bir çocukluk geçirdiniz?

Savaştan önce mükemmel bir çocukluk geçirdim. Üç kardeştik ablam, ben ve erkek kardeşim. Ben ortancaydım, yasadığım şehir bambaşkaydı. İnsanlar, komşular, akrabalar, arkadaşlar herkes birbirine saygı, sevgi gösterirdi .Ailemiz zengindi hiçbir eksiğimiz yoktu.

Hayat o kadar mutlu akardı ki;  Kin, nefret, yoksuluk ne demek bilmezdik. Hatta  o zamanlar  gözümüze çarpan ve yüreğimizi burkan, mahallemizde yaşayan bir çingene aile vardı; dokuz kardeş. Anne babaları olmayan kardeşler bütün gün sokak sokak ekmek, para için dilenirlerdi. Biz hep yardım etmeye  çalışırdık, özellikle ben annem evde sıcak börekler veya yemekler pişirdiğinde hemen o çocuklara götürürdüm. Onlarla arkadaşlık yapmak yasak olmasına rağmen, elimden gelen her şeyi yapıp, onlarla takılırdım çünkü benim gözümde o insanlarda benim gibi birer çocuklardı. Birlikte mutluyduk çünkü onların yanında hiçbir yasak yoktu, rahat yaşayıp öyle bakıyorlardı hayata. Kaderin cilvesi 15 yıl sonra bahsettiğim o çingene kardeşlerin en büyük ağabeyleri benim çocuğumun hayatını kurtardı.

 Marian keyes’in dediği gibi;

Sevgi ve iyilik el ele gider.

……………………….

Savaş döneminde hayata tutunmayı, ölüm korkusunu yenmeyi ve tüm o geçim sıkıntısının üstesinden gelmeyi nasıl başardınız?

Bizi çok etkileyen, en acımasız anlar savaş döneminde başlamıştı. Anne babam henüz 30 yaşında üç çocuğunun hayatını kurtarmaya çalışıyorlardı. Bin türlü sıkıntıları ve zorlukları atlattıktan sonra  sağ salim ananemin şehrine vardık. Allah’a can kaybımız olmadığı için şükrettik. Ancak çekeceğimiz dertlerin orada bitmediğini, birkaç gün sonra farkına vardık. Savaşta bombalar ve kurşunlardan kurtulmayı basarsak da asıl mücadele yoklukla baş etmekti.

………………………

Kaçış sürecinizi anlatır mısınız ?

Korku hepimizin bedenini sarmıştı… Yaklaşık yirmi gün ormanda yürüdük. Arada bir depoda saklandık; çok derin ve karanlıktı, normal hayatımızda olsaydık asla böyle bir yere girmeye cesaret dahi edemezdik. Soğuktan ve farelerden korunmak için neredeyse kımıldamadan, konuşmadan öylece duruyorduk. Sabaha kadar nasıl dayandık hatırlamıyorum bile. Sonra tekrar yürümeye devam ettik birkaç gün içinde bir akrabamızın evine vardık. Orada kalırken bir gece eve baskın yapıldı oradan da Allah’ın izniyle kurtulduk ancak yaslı amcamız bizim kadar şanslı değildi, onu gözümüzün önünde askerler öldürdü. En son sınıra bir- iki saat uzaklıkta askerler tarafından yakalandık . En kötü durum belirsizlikti, hiç kimse kurtulacağımızı tahmin etmiyordu. Ben bu sırada hiç fark etmeden bir askerle konuşmaya başlamıştım, şanslıydım o askerin dikkatini çekmeyi başarmıştım, benim sayemde oradan kurtulmayı başarabildik. Asker annem ve babama; Şükredin ki böyle bir çocuğunuz var,  sizi bu çocuk kurtardı dedi.

 ……………………..

Savaş sizi ve ailenizi nasıl etkiledi ?

Elbette savaş  bizi psikolojik, fizyolojik ve aile ilişkileri açısından çok kötü etkiledi. Gördüklerimiz ve yaşadıklarımız asla aklımızdan silinmeyecek anılardır. Savaştan önce sevgiyle beslenen, güçlü ailemiz yok oldu.

…………………

Yeni bir yer, yeni insanlar derken öğrenim gördüğünüz okulda öğrencilerden ve öğretmenlerden zorbalık gördünüz, Nasıl baş ettiniz bununla?

( Merak edenler için, Nino koruyucu meleğim kitabında zorbalık olayından bahsediyor)

 

En çok travma yaşadığım anılar öğretmenler ve öğrenciler ile ilgili olanlar. ilk nefret duygusunu ana okulunda öğrendim. Okulda bir gün öğlen yemeğinde en sevdiğim tatlı sütlacı görünce yemekhaneye sabırsızlıkla koşmuştum fakat hoca beni gördüğü an yemek sırasının en sonuna  almıştı. Sıra bittikten ve bütün çocuklar sütlac almalarına rağmen beni bekletmeye devam etmişti. Ancak herkes yemeğini bitirdikten sonra beni çağırmıştı. O saatten sonra ben de artık sütlacı ne kadar istesem de istemediğimi söylemiştim ama öğretmen bunu duyunca soğumuş sütlacı ağzıma kaşıkla zorla tıkarak yedirmişti.    

…………………..

Bir de bütün bu yoksulluk, acı devam ederken, 14 yaşınızda kaçırıldınız ve aileniz o adamın yanında kalmanızı istedi dolayısıyla sizin için başka bir zorlu dönem başlamış oldu. Nasıl bir evlilik süreci oldu? Hiç polise gitmeyi ya da kaçmayı düşündünüz mü? Sizi  kaçıran insan ve ailesi sonrasında size nasıl davrandı?

Bizim adetimiz öyleydi… 

Bir kız bir erkek tarafından kaçırılınca evlenmek zorunda kalırdı. Aileler kolay kolay geri kabul etmezdi. O yüzden kaderime razı oldum fakat beni kaçıran adam hayatımı alt üst etti. Ailesi de dışarıdan görüldüğü gibi iyi insanlar değillerdi.  Dayanılmaz ve katlanılamayacak mutsuz günler geçirdim . On altı yaşındayken iki evlada sahiptim. Eşim ne benimle ne de çocuklarımla ilgilendi. On  yedi yaşımdayken  iki bebekle tek başıma kaldım. Çevremde elimden tutan, destek veren kimse olmadığı halde tek başıma ayakta durmayı başardım. Yıllarca çaresizlikten hep ağladım, her ne kadar bana zarar veren o insanlardan nefret ediyor olsam da, çocuklarımdan bir saniye bile vazgeçmedim hatta onlar için herkesi karşıma alarak savaştım. Normal bir insan için imkansız olabilecek her türlü zorluğa katlanarak her şeyin üstesinden geldim. Çocuklarım benim yaşama sebebim ve hayata tutunma sebebimdir.  

………………….

Türkiye’ye gelmeye nasıl karar verdiniz ?

2000’ler de Gürcistan hala ekonomik krizde krizde sürünüyordu. Hem süregelen kriz, hem eşimin büyük miktarda para kaybetmesi hem de çocuklarımın hastalıkları Türkiye’ye gelmemde etkili oldu. 

…………….

Dilini bilmediğiniz, insanlarını tanımadığınız bir ülkeye gelmek sizi korkutmadı mı? Buraya geldiğinizde yaşadığınız en büyük zorluk ne oldu? Nasıl adapte oldunuz? İnsanlar size nasıl davrandılar? Korkuya rağmen sizi harekete geçiren o motivasyon kaynağı neydi? 

Türkiye’ye geldiğimde 18 yaşındaydım elbette çok zorluk çektim; En büyük zorluk çocuklarımdan uzak kalmaktı. Diğer bir zorluk; dil bilmiyordum, kimseyi tanımıyordum, yaşım küçüktü, başıma kötü bir şeyler gelirse diye korkuyordum. Ama Allah her zaman beni korudu. Ne kadar sıkıntılı  duruma düşsem de koruyucu melek gibi Allah hep birilerini karşıma çıkardı .

Türkiye’ye ilk geldiğimde bana işveren bir şirket buldum, birkaç gün şirkette kaldım. Şirkette çalışan insanlar yoğun ve meşgullerdi. Oradan buradan, her dilde konuşan millet bulunuyordu. Ben yalnızca Rusça ve İngilizce konuşulanları anlayabiliyordum. Dil bilmediğim için iş olanakları kısıtlıydı. Çalışmam için yabancı uyruklu bir ailenin evine gönderildim. İlk başlarda çok tatlı ve güler yüzlü insanlara benziyorlardı. bir yaşında bebekleri vardı.  Eve varınca hemen çalışmaya başladım. Dört katlı bir villaydı, aynı bahçenin arka tarafında başka bir villanın inşaatına başlanmıştı.Her sabah 5 gibi ayaktaydım, villanın hemen hemen elli metre olan balkonunu yıkamak zorundaydım. 6 gibi  anca içeri girebilirdim.Kahvaltı hazırlayıp, sonra da temizlik işlerine başlardım. Günde dokuz saat ayaktaydım, bütün gün çalışıyordum. ilk gün öğlen yemeğinde sadece haşlanmış ıspanak yedim. birkaç tane zeytin vardı, yiyemedim, midem bulandı. Tekrar çalışmaya devam ettim artık açlıktan gücüm kalmadı, bayılacak duruma geldim. Yaşlı bir bayan bana bir bardak soğuk meyve suyu getirince biraz kendime geldim. On ikiye  kadar çalıştım, yatacak yerim  arka tarafta  inşaat halindeki binanın, ilk katında tamamlanmamış bir odaydı. Karanlıktı, odaya elektik bile çekilmemişti  sadece küçük bir şifoniyer de gece lambası yanıyordu, korktum ama yapacak bir şeyim yoktu. Odaya girer girmez hemen içeriden kapatıp, anahtarı üzerinde bıraktım. Korku bedenimi ele geçirmişti. Hemen yatağın üzerine zıpladım ve oturarak duvara yaslandım, gözlerim açık, bir türlü uyuyamıyordum. Tam o sırada kapının kolu zorlanmaya başladı, çok korkmuştum titremeye başladım, kim olduğunu anlayamamıştım, sessiz hemen lavaboya doğru kaçtım ve uzun süre mermerin üzerinde çıplak ayaklarla bekledim. Hayatımda yaşadığım en korkunç geceydi, yardım istemek için kimseye seslenemiyordum. Mecburen sabaha kadar bekledim. Evin hanımı odadan çıkmadığımı fark edince kapıma geldiler, ben de seslerini duyar duymaz kapıyı açıp,oradan gitmek istediğimi söyledim. Kabul etmek istemese de, zorla kimse beni tutamazdı. Allah’tan şirketin bir numarası daha vardı,  hemen onu aradım ve Aytunç Ağabey böyle bir durumdayım, kurtar beni buradan dediğimde iki saat içinde adam beni oradan almıştı. İzmir’de ki kahramanımdı o adam. Allah milyonlarca kere razı olsun, başka insanlara da gece gündüz hiç sıkılmadan yardımcı olmuştu, herkese elini uzatmıştı, hiçbirini aç bırakmamıştı. Şirkette yer olmayınca, insanlara evinin kapılarını açmıştı.  O adama ömür boyunca duacıyım çünkü yardıma muhtaç mültecileri yarı yolda bırakmayıp, hep yardımcı oldu.  

………………

Bahsettiğiniz evden ayrıldıktan sonra geçiminizi Türkiye’de nasıl sağladınız ve şu an nasıl devam ettiriyorsunuz?

İlk gelişimde Türkiye’de fazla kalmadım, 1.5 yıl zor dayandım, sonra memleketime döndüm. Babaannem vefat edince mirasçı oldum ve bu bütçeyle Türkiye- Gürcistan arasında ticaret işiyle uğraşmaya başladım, günümüzde de devam ettiriyorum. 

………………..

Çocuklarınızı onların geleceği için Gürcistan’da bırakmak zorunda kalmak, hayatınızı nasıl etkiledi? 

Dibimden vurdu diyebilirim. Onlarsız yaşamak cehennemdi, yüreğim yanıyordu, vücudumun her bir parçası acıyordu, her yerde onları görüyordum, duyuyordum. Derdimi anlatacağım, konuşacak kimsem de yoktu,  içime atıyordum veya ağlıyordum.

…………….

Bu kadar zor bir hayat mücadelesi sürdürürken hiç psikolojik destek ya da tanıdığınız insanlardan maddi manevi destek alabildiniz mi?

Türkiye’ye ilk geldiğimde maddi durumum çok kötüydü, çocuklarımın ikisi de kan hastasıydı ve onların tedavisi için ciddi paralar ödemem gerekiyordu. Eşim de alkol bağımlılığından ve kumardan dolayı bize destek olmuyordu. O süreçte bana yardımcı olan tanıdığım tek aile Candan Haznedaroğlu ve doktor eşiydi. Beni öz kızları gibi sevdiler, yaklaşık bir yıl onların yanında kaldım, yabancılık hissettirmediler, dertlerimi kendi dertleri gibi gördüler.Doğum günümde sürpriz yapıp, pastayla kutladılar. Çok mutlu olmuştum ama gözlerimin içi özlemden dolayı dolmuştu. Candan Hanım anlamıştı çünkü o da bir anneydi. Aileme telefon açtırıp, uzun uzun konuşturmuştu, benim için unutulmaz bir hediyeydi. Rahat ve huzurla uyumuştum. Ertesi gün de hediye olarak cep telefonu almıştı. Yüzümü güldürebilmek için elinden gelen her şeyi yapardı, Allah uzun ömürler versin onları çok seviyorum.

………………….

Hayatınızı hikayeleştirip, yazmaya nasıl karar verdiniz? Kitabınızın  ortaya çıkış sürecini sürecini anlatır mısınız ?

Küçükken de hep günlüğümü yazardım. On bir yaşındayken kardeşler ve kanatsız kelebek adlarıyla kitaplar yazdım. Bu konuda babama çekmişim; Babamın da yazdığı romanlar ve şiirler vardı. 

Bildiğiniz üzere dünyada hala savaşlar devam ediyor.Sınır komşumuz Suriye’den çok sayıda mülteciyi ülkemizde misafir ediyoruz.Sizin gibi savaş mağduru kadınlara ne tavsiye edersiniz? Bir anlamda kitabınızın bu kadınlara da ilham olacağına inanıyor musunuz?

Öncelikle isteğim; kim olursa olsun, hangi ülke olursa olsun savaş dünyadaki  en acımasız şey. Masum çocuklar, insanlar can veriyorlar. Orada yasanan travmanın ve ölüm korkusunun ötesi yok,  bundan daha acı olan bir şey yok. O yüzden onlar için elimizden gelen ne varsa yardımcı olmalıyız fakat benim gibi savaş mağduru kadınlara tavsiye edebileceğim tek şey güçlü olmaktır. Savaş çok kötü ama her şerde de bir hayır vardır . Keşke benim memleketimde de savaş olmasaydı, ne mutlu olurdu bize. Ancak savaş olmasaydı belki ben bugün olduğum insan olmazdım, bugün olduğum  gibi güçlü bir kadın, güçlü bir anne olmazdım ve belki de ekmeğin değerini bilmez biri olurdum dolayasıyla yine tekrar bu dünyaya gelsem yine aynı mücadele eden kadın olmayı tercih ederdim.

……………..

Bundan sonrası için hedefleriniz, projeleriniz neler ?

Şimdilik <<Koruyucu Meleğim>> adlı kitabımı bekliyoruz ardından da hemen onun devam kitabının yayınlanmasını planlıyoruz. Aynı zamanda çalıştığım iki tane projem var, bunların tamamlaması için uğraşıyorum.

………….

En büyük hayaliniz ne?

En büyük hayalim çocuklarıma rahat bir gelecek bırakabilmek ve onları mutlu edebilmek. Bugüne kadar yaşadığım zorlukları ve sıkıntıları geride bırakabilmek, huzurla yaşayabilmek. 

………….

Son olarak okurlarımıza ne söylemek istersiniz?

Sevgili okuyucularıma söylemek istediğim şey;  Hangi şartlarda yaşıyor olursak olalım, çocuklarınıza sevildiklerini, sayıldıklarını, değerli olduklarını hissettirin, ihmal etmeyin. Kırıcı sözlerin , bir çocuğun kalbinde ömür boyu yer edeceğini unutmayın.

Aynı zamanda yasadığımız  her olumsuzluğun arkasında, bir hayır  vardır. Çünkü; Bazen güçlü olabilmek için ,önce zayıf olmak gerekir. Zengin olabilmek için fakir olmak gerekir. Kazanmak için kaybetmek gerekir.

Ve eğer yürüdüğünüz  yolda hiçbir zorluk yoksa,  o yol sizi hiçbir yere götürmez…

Bunlar ilginizi çekebilir...

Bir cevap yazın