top of page

18 Mayıs 1944: Kırım Türklerinin Zifiri Karanlık Gecesi

Güncelleme tarihi: 16 dakika önce

Tarih, insanlığın şahit olduğu ve ne yazık ki günümüzde de devam ettirilen pek çok yıkımı, yok edilişi kaydetmiştir. Bu sayfalar, doğrudan bir milletin kanı, gözyaşı ve çalınmış geleceğiyle yazılmıştır.

18 Mayıs 1944 gecesi, Kırım Tatar Türkleri için işte yine böyle zifiri karanlık sayfaların yazılışının, topyekûn bir yok ediş planının, başlangıç sayfasıdır. Layık olduğu gibi, “İnsan Kasabı” diye anılan Sovyet diktatörü Josef Stalin’in emriyle, asırlardır vatan bildikleri yeşil Kırım Yarımadası’ndan, hayvan vagonlarına istiflenerek bilinmeze doğru sürgün edildi Kırım’ın köklü, yerli  “Tatar” Türkleri.

İnsanlık tarihinin kara bir lekesi olan bu sürgün, bütün boyutlarıyla uluslararası hukuktaki tanımıyla soykırımdır.


Halk Önderi Mustafa A. Kırımoğlu Milli Meclis Başkanı Kırımoğlu ve Ben 1994 -Bahçesaray


Soykırımın kılıfı: “Vatan hainliği dolayısıyla sürgün” 

O karanlık gecenin şafak sökmeden önceki saatlerinde, binlerce Sovyet askeri ellerinde silahlarla Kırım Türklerinin evlerine daldı. Kendilerini savunacak hiçbir güçleri olmayan kadına, çocuk, yaşlı ve gence eşyalarını toplamaları için sadece15 Dakikalık süre tanındı. Üstelik, erkeklerinin büyük bir kısmı cephede Nazi Almanya’sına karşı Kızıl Ordu saflarında savaşırken, geride kalan savunmasız aileleri "vatan haini" damgasıyla bir gecede evlerinden ve vatandan sökülüp atıldı!

 Yaklaşık 250 bin Kırım Türk’ü tren istasyonlarına yürütüldü, ardından havasız, susuz, pencerelerine tahtalar çakılmış ölüm vagonlarına dolduruldu. Haftalarca süren ölüm yolculuğu Urallara, Sibirya’ya ve Orta Asya çöllerine uzandı. Hayvanları da nasibini aldı bu toplu sürgünden. Tuvalet molası bile verilmedi. Vagonlarda açlıktan, susuzluktan ve salgın hastalıklardan hayatını kaybeden binlerce bebek-genç-yaşlı insanların cenazeleri, Sovyet askerleri tarafından rayların kenarına fırlatılıp, yola devam edildi.

Zulüm, sürgünü takip eden yıllarda da kamplarda devam ettirildi. Şehirlere en az 4 kilometre uzaklıkta tutuldular. Ufacık odalarda 5-6-7 kişi birlikte kalmaya mahkûm edildi. İlk birkaç yıl içinde, zorunlu çalışma kamplarının da ağır koşulları, açlık ve farklı iklim şartları da eklenince, Kırım Türk nüfusunun yarısına yakını hayatını kaybetti.

Çünkü Stalin Yönetiminin hedefi halkı sadece coğrafi olarak yerinden etmek değildi. Bir yandan Kırım’ı Türk izlerinden tamamen arındırılır, camileri, çeşmeleri yıkılıp, mezarlıkları yok edilirken, aynı zamanda bu halkın adı da tarihten bütünüyle silinecekti: Soykırım…

Çocukluğunda bu olayı yaşayanların ortak görüşü:

18 Mayıs 1944 gecesi sadece evlerimizden değil, tarihimizden, ruhumuzdan, yaşamak için gerekli temel insan ihtiyaçlarından koparıldık… Dehşeti yaşadık; hayvan ve yük vagonlarının kömür karanlığında kaldık ama içimizdeki vatan ateşini söndüremediler."

Biz olayı basından duyan, okuyan, seyredenler olarak biz de bugün, o kara gecenin yıl dönümünde kederliyiz ama hafızamız ise nesiller boyu yetecek kadar diridir, diri olmaya devam edecektir. Çünkü; Kırım Türklerinin uğradığı bu haksızlık, zulüm sadece geçmişe ait bir acı anı değil, adaletin hâlâ tecelli etmediği açık bir yaradır.

Şehitlerimizi rahmetle anarken, Türk Milletinin bekası için ve onların aziz hatırası önünde bir kez daha söz veriyoruz: O zifiri karanlık geceyi unutmayacak, unutturmayacağız!

Özel Not:

Ben bu soykırımı, Mustafa Cemiloğlu (o zamanki adı buydu)’nun Omsk’da tutuklu olduğu hapishanede ölüm orucu başlattığı haberiyle; 1975-76 yılında, Iğdır’da lise öğrencisiyken duymuş, öğrenmiştim. Yapılan protesto gösterisine katıldım. 1994 yılında ise TRT Prodüktörü olarak Bahçesaray şehrinde yapılan “2. Türk Dünyası Gençlik Günleri ve Kurultayı” programı için Kırım’a gittiğimde, Lider Kırımoğlu ile uzun bir röportaj yaptım. Sürgünü yaşayan veya büyüklerinden dinleyen vatandaşlarla da… Türkiye’de kendisi için yapılan gösterileri, benim de katıldığım anlattığımda eşi de kendisi de çok duygulandı... Türkiye’nin Sesi Radyosu’nda TRT “Kardeş Türk Edebiyatlarından”, Gündem ile yurtiçi ve yurtdışı yayınlarımızda tekraren yayınlanan “Soykırımdan Kırım’a” (2 Bölüm) radyo belgeselinde bütün röportajları   yayınladım. Sonrasında da konuyla İlgili pek çok bilimsel toplantıyı izledim ve Kırımoğlu, diğer ve toplum öncüljöeriyle de görüştüm. Ömrüm oldukça dilimin döndüğünce anlatmaya, haklarının iade edilmesine destek vermeye devam edeceğim.

Bir sonraki yazıda konu başka bir boyutuyla devam edecektir. Buluşmak dileğiyle...


 
 
 

Yorumlar


İLETİŞİM

Tel: 0537 777 83 05 | dolunaydergi@gmail.com

Haber, Etkinlik ve Daha Fazlası için Üye olun!

Bizi takip edin:

  • Youtube
  • Black Facebook Icon
  • Instagram

© 2025 Dolunay Dergi Topluluğu

bottom of page