top of page

1920 ÖNCESİ OSMANLI VE 2025’İN TÜRKİYE’Sİ


Dolunay Derginin kıymetli okurları ile tekrar buluşmaktan mutluluk duyuyor, sevgiyle selamlıyorum.2. Açılım’ın ortağı Devlet Bahçeli’nin PAPA ziyareti için söylediklerini dinlerken 1912-1913 Balkan savaşları sonrası ülkenin durumu ve yaşadıklarımızın benzerliği aklıma geldi. Hani bir insanın gücüm bitti dediği an vardır ya işte 1913 Osmanlı Türk devletinin gücünün tükendiği yıldır. Zihnimden yıldırım gibi 1683’te 5.200.000 km² olan Osmanlı toprağının 1913’te 2.550.000 km²ye düşmüşken, Osmanlı ’nın imzaladığı, Ankara Hükümeti'nin reddettiği 1920 sevr anlaşmasıyla 550.000 km²ye düşme ihtimali gündeme geldi.

1900 lerde Osmanlı Hazinesi bomboştu. Galata’lı ve İngiliz bankerlerden defalarca borç alınmıştı. Abdülhamit zamanında (1891) İngiliz Yahudisi Rothschild’den İngiltere ve Fransa’nın kefaletiyle kredi alınabildi. 1894 te alınan 60 yıl vadeli bu krediyi savaş yorgunu ve yoksulu yeni Türkiye Cumhuriyeti tarafından ödendi. Yapılan hesaplara göre Osmanlı’nın dış borcu, Mahfi Eğilmez tarafından hesaplanan 2013 kurlarına göre, 500 milyar dolar civarındaydı. Yani, 2025 borcundan biraz az...


Osmanlı’nın son döneminde üretim tamamen yabancıların elindeydi. Düyûn-ı Umûmiye, (1881-1923) İmparatorluğun iç ve dış borçlarını denetliyor, vergi gelirlerinin çoğu aynen buu vegün olduğu gibi faizlere

gidiyordu. Şimdi ise Ekonominin %80 i yabancıların kontrolünde. Adı Türkçe bile olsa şirketlerin büyük

çoğunluğu yabancı sermayeli, Yap İşlet Devret yöntemiyle yapılan onlarca köprü, liman ve tesisin geliri yabancılara gidiyor. Hatta köprülerden, otoyollardan geçmeseniz, şehir hastanelerine gitmeseniz bile garanti edilen gelir hazine tarafından vergilerimizle ödeniyor. Madenlerimiz, sularımız yabancılara bırakıldı. Bu gün Düyûn-ı Umûmiye yerine yabancılardan alınan borçları kuruşu kuruşuna ödemekle mükellef çifte vatandaş İngiliz pasaportlu, geçmişte ABD tercümanı M. Şimşek var.

2. Meşrutiyet öncesi başlayan mikro milliyetçilik hareketleri ardından İstanbul’da pıtırak gibi İngiliz destekli Kürt dernekleri kurulmaya başlamıştı. Hürriyet ve İtilaf fırkası ile Kürdistan Teali Cemiyeti, Kürt nüfusun yoğun olduğu bölgelerde İslam Halifesine ve Osmanlı’ya bağlı kalmak kaydıyla Özerk Kürt Devleti kurmak üzere anlaşmışlardı. Sadrazam Ferit İngilizlere, Mustafa Kemal’in Anadolu hareketine karşı Kürtleri kullanabileceğini tavsiye etmişti. Şimdi de ABD’nin içimizdeki satılmışlar vasıtasıyla terör örgütü PKK’yı Türkiye’ye karşı kullanmaları söz konusu değil mi? Allah’a şükür Kürt kökenlilerin çoğunluğu halen Türkiye ile birlik olma fikrinde. Bu yüzden ABD ve maşası PKK nihai hedefleri değişmese de ayrı devlet yerine ayrıntıları komisyonda çalışılan bir özerklik talep ediyorlar.

İngilizler dini hassasiyetleri yüksek kitleleri kurdurduğu cemaat ve tarikatlar kanalıyla Mustafa Kemal’in Anadolu hareketine karşı kullanmıştı. Bu cemaatler güçlerinin azalacağını anladıklarından din elden gidiyor yalanıyla Anadolu Halkının, kurtuluş ordusuna katılmasını engellemeye çalıştılar ve Anadolu hareketi yerine Yunanlılarla birlik olunması propagandasını yaptılar. Bu gün de aynı güçler iktidar partisinin ve iktidarı destekleyen partilerin içinde etkin durumdalar.

Meşrutiyetle birlikte Aydınlar duruma çare ararken aynen bu günkü gibi çeşit çeşit fırkalara ayrılmıştı, her kafadan bir ses çıkıyordu. Vatansever olmalarına rağmen yeniden devlet kurabilmek için kimi İngiliz kimi Amerikan mandasını uygun görüyordu. Padişah bile celladına aşık olmuş gibi Osmanlı’yı batıran İngilizlerden medet umuyordu. 1920 de Padişahın aldığı her karar İngiliz komiserinin kontrolünden geçtikten sonra yürürlüğe giriyordu. Peki şimdi durum farklı mı? Yıllardır bölücü terörü ABD besledi, yönetti, silah verdi derken katil Öcalan’ın talep ettiği komisyon toplandı. Terör örgütüyle müzakere edilmesini ABD ve Avrupa zevkle alkışlıyor. Çünkü pek çok alanda batık durumdayız ve kredi muslukları ABD ile siyonistlerin elinde.

Halkın sorunların çözüleceğine dair inancı son derece azalmış, iyi yetişmiş gençlerimiz ülkede iş bulamadığından fırsat bulduğu anda yabancı ülkelerde çalışmaya gidiyor, doğurganlık oranı süratle düştü ve işgücünün pahalanması neticesinde pek çok sektörde iflaslar yaşanıyor. Hükümet nakit akışının yetersizliği sebebiyle yeni yatırımlar yapamamakta günü kurtarmak için sürekli borçlanmakta. 2026 Ocak - Şubat aylarında 1 trilyon183.7 milyar lira iç borçlanma gereği var. Bunun ne acı ki 640.7 milyar lirası faizdir. Yani ekonomik tablo Osmanlı’nın son döneminde olduğu gibi çok kötü durumda. O gün salgın hastalıklar korkutucu boyuttaydı ama bu gün onun yerine alkol ve uyuşturucu çok daha tehlikeli şekilde toplumu tehdit ediyor. Muhafazakar diye bilinenler uyuşturucu partileri yapıyor.

Bütün bunları fırsat bilen batı tıpkı hasta adam lakabını taktıkları Osmanlı’nın son zamanında olduğu gibi uzun zamandır besledikleri büyüttükleri Türk ve Türkiye düşmanı odakları harekete geçirdi. Açılım denen garabet 2016’da da denendi ve bu süreçte PKK kuvvetlenerek doğuda bazı şehirlerimizi kurtarılmış bölge haline getirdi. Şanlı ordumuz yüzlerce şehit vererek hainleri ev ev temizledi. Şimdi yine bir açılım zorlamasıyla karşı karşıyayız. ABD’nin diline doladığı Anayasa değişikliği ile tek dil ilkesinden vazgeçilmesi isteniyor, idari yapımızın ABD’nin istediği şekle getirilmesi için bastırıyorlar. ABD Büyükelçisi Barrack, Türkiye Cumhuriyeti Ulus devlet yapısının 1919 dan bu yana çıkarlarına engel olduğunu Hazar petrollerine çökemediğini açıkça söylüyor.

İşte bu ahval ve namüsait şartlar altındayken yeni Papa 14. Leo, eski Papa Franciscus’un bıraktığı yerden güya doğu ve batı Hristiyanlarını birleştirmek için harekete geçiyor ve İznik’te anma töreni

düzenliyor.

Bu önemli konuya devam edeceğim.


 
 
 

Yorumlar


İLETİŞİM

Tel: 0537 777 83 05 | dolunaydergi@gmail.com

Haber, Etkinlik ve Daha Fazlası için Üye olun!

Bizi takip edin:

  • Youtube
  • Black Facebook Icon
  • Instagram

© 2025 Dolunay Dergi Topluluğu

bottom of page