top of page

İnsan Hakları, Beyin Göçü ve Güçlü Devlet Meselesi

Biz Türk milliyetçileri için devlet kutsaldır. Ancak bu kutsallık, insanı görmezden gelen bir anlayıştan değil; insanını yaşatan, koruyan ve yücelten bir devletten beslenir. Çünkü biz biliriz ki insanı yaşat ki devlet yaşasın. Bugün Avrupa’ya, özellikle Almanya’ya baktığımızda bu ilkenin hukukla nasıl güvence altına alındığını; Türkiye’ye baktığımızda ise neden zaman zaman yara aldığını açık yüreklilikle konuşmak zorundayız.

Almanya’da insan onuru anayasanın ilk maddesidir. Bu sadece bir cümle değil, bir devlet aklıdır. Devletin gücü, vatandaşını sindirmesinden değil; ona güven vermesinden doğar. Hukuk öngörülebilirdir, adalet şahıslara göre değişmez. Gazeteci eleştirir, akademisyen düşüncesini söyler, gençler geleceğini planlar. Devlet bunları tehdit olarak algılamaz. Elbette Almanya da kusursuz değildir; ırkçılık ve yabancı düşmanlığı vardır. Ancak sistem, bu sorunları bastırarak değil, hukuk içinde çözmeye çalışır.

Türkiye’de ise sorun sadece insan hakları ihlalleriyle sınırlı değildir. Bu sorunların doğal sonucu olarak karşımıza çok daha tehlikeli bir tablo çıkmaktadır: beyin göçü. Bugün ülkenin en parlak gençleri, en iyi yetişmiş mühendisleri, doktorları, akademisyenleri ve girişimcileri Türkiye’den gitmeyi bir hayal değil, bir zorunluluk olarak görüyor. Bu durum ne kaderdir ne de tesadüf. Bu, güvensizlik ortamının doğrudan sonucudur.

Gençler bu ülkeyi sevmediği için gitmiyor. Aksine, bu ülkeyi sevdikleri halde adaletin, liyakatin ve özgürlüğün olmadığı bir düzende gelecek kuramayacaklarını düşündükleri için gidiyorlar. Hukukun siyasete bağımlı olduğu, eleştirinin bedelinin ağır olduğu, emeğin değil sadakatin ödüllendirildiği bir sistem, kendi evlatlarını dışarı iter.

Bir Türk milliyetçisi için beyin göçü sadece ekonomik bir kayıp değildir; bu, millî güvenlik meselesidir. En değerli insan kaynağını başka ülkelere kaptıran bir devlet, ne kadar güçlü görünürse görünsün uzun vadede zayıflar. Almanya’nın bugün güçlü olmasının sebeplerinden biri de sadece kendi insanını değil, başka ülkelerin yetişmiş insanlarını da çekebilmesidir. Çünkü özgürlük, adalet ve insan onuru vardır.

Türkiye’de insan haklarını “Batı dayatması” olarak görmek büyük bir yanılgıdır. İnsan hakları bizim töremizde, devlet geleneğimizde vardır. Orhun Yazıtları’nda bile yöneticinin halka karşı sorumluluğu vurgulanır. Adalet mülkün temelidir; bu söz boşuna söylenmemiştir. Adalet yoksa, ne beyin kalır ne gelecek.

Güçlü devlet, gençlerini susturan değil; onları dinleyen devlettir. Güçlü millet, evlatlarını yurtdışına uğurlamak zorunda kalan değil; onları bu topraklarda tutabilen millettir. Beyin göçünü durdurmanın yolu yasaklardan, baskıdan ve hamasetten geçmez. Çözüm; hukukun üstünlüğü, liyakat, ifade özgürlüğü ve insan onuruna koşulsuz saygıdır.

Sonuç olarak şunu açıkça söylemek gerekir: Türk devleti büyüktür, Türk milleti zekidir, çalışkandır ve onurludur. Bu milletin evlatlarının geleceğini başka ülkelerde aramak zorunda kalması bir kader değil, bir tercihin sonucudur. O tercihi değiştirmek ise hâlâ bizim elimizdedir. İnsana değer veren bir devlet, beyin göçü vermez; beyin gücü üretir. Çünkü insanıyla yükselen devlet, ebedî olur.

 
 
 

Yorumlar


İLETİŞİM

Tel: 0537 777 83 05 | dolunaydergi@gmail.com

Haber, Etkinlik ve Daha Fazlası için Üye olun!

Bizi takip edin:

  • Youtube
  • Black Facebook Icon
  • Instagram

© 2025 Dolunay Dergi Topluluğu

bottom of page