top of page

Madde Bağımlılığı ile Etkili Mücadelede Medyanın Rolü

Güncelleme tarihi: 4 Oca


Bağımlılıkla Mücadelede Medyanın Gücü 

Editörden: Ekran ile Gerçek Arasındaki Sınırda 

Yaklaşık on yıl önce, Türkiye Barolar Birliği’nde hukukçuların, adli tıp uzmanlarının, psikiyatristlerin ve sivil toplum kuruluşu temsilcilerinin bir araya geldiği çok özel bir toplantıya katıldım. Masada bir yanda yasalar ve mevzuatlar, diğer yanda ise hayatları sönmüş genç bireylerin ve çaresiz annelerin trajedileri vardı. 

PKK Terörizminin kaynağı da olan uluslararası boyutunu bilen ve programlaştıran basın mensubu kimliğimin ötesinde, iki evladı olan bir anne olarak o gün şunu hissettim: Karşımızdaki tablo bireyler açısından sadece tıbbi ya da hukuki bir mesele değil; çok büyük bir insanlık dramıydı. O gün orada, nitelikli uzmanların çözüm azmini gördüğümde endişem umuda, bilgi yetersizliğim ise bir mecburiyet hissine dönüştü. Çözüme katkı sunmalıydım ama nasıl? 

Dram mı, Trajedi mi? 

Yazıya başlarken bilinçli olarak iki kelimeyi seçtim: Dram ve Trajedi. Bizim mesleğimizde "dram", hayatı hem acı hem güldürücü yanıyla ele alan, toplumsal ödevleri hatırlatan bir aynadır. "Trajedi" ise sadece hüzünlü ve mutsuz sonları, kaçınılmaz acıları anlatır. Bugün sokaktaki uyuşturucu gerçeği saf bir trajedidir; ancak biz medyada bunu doğru kurgulanmış bir drama dönüştürebilirsek, toplumsal farkındalığı bir "uyanışa" çevirebiliriz. 

TRT’de geçen 30 yılı aşkın yapımcılık, yöneticilik ve denetçilik tecrübem bana tek bir altın kural öğretti: "Ne verdiğinizden çok, nasıl verdiğiniz önemlidir." 

Cephedeki Strateji: Medya Nasıl Bir "Panzehir" Olur? 

Bağımlılıkla mücadele sadece emniyetin ya da doktorların görevi değildir; medya bu savaşın en stratejik cephesidir. Gençlerimiz belki bugün büyük oranda uyuşturucuyla sokakta değil; dijital dünyanın pırıltılı ekranlarında, "cool" gösterilen sahte karakterler üzerinden tanışıyor. O halde öncelikle bu algıyı kırmak için bazı adımları ivedilikle atmak zorundayız: 

1. Haberden Sanata Topyekûn Seferberlik: 

  • Haberler, uyuşturucuyu bir reklam malzemesine dönüştürmeden, haber değerini koruyarak ama tehlikeyi hep sıcak tutarak verilmeli. 

  • Başarı öyküleri anlatılmalı; engelleri aşmış sporcuların, sanatçıların ve bilim insanlarının hayatları "rol model" olarak sunulmalı. 

  • Çizgi filmler ve animasyonlar aracılığıyla çocuklara, uyuşturucunun bir "yalnızlaşma" olduğu tersten işlenerek anlatılmalı. 

2. Şaşırtıcı ve Sarsıcı Efektler: 

Sentetik maddelerin (Bonzai vb.) öldürücülüğünü anlatırken klişelerden kaçınmalıyız. Olağandışı hikayeler kurgulamalıyız. Çocun  kların dünyasında "kırmızı alarm" çalacak, onları sarsacak ve meraklarını korkuyla değil, bilinçle dizginleyecek görsel ve işitsel efektler kullanmalıyız. 

Medya Okuryazarlığı: Zihinsel Kalkan 

Bağımlılıkla mücadelenin yegâne yolu, her bireye bir "eleştirel bakış açısı" kazandırmaktır. Medya okuryazarlığı; bir dizideki karakterin elindeki maddeyi özgürlük sanmamak, o sahnenin arkasındaki asıl trajediyi görebilmektir. 

Televizyonda mesela Üstün Dökmen ya da Ahmet Şerif İzgören gibi isimlerin samimi diliyle yapılan programların etkisini hepimiz biliyoruz. Bu dili özel kanallara da yaymalı; grup terapilerinin, gerçek hayat hikayelerinin ve doğru rol modellerin ekranlarda daha fazla yer bulmasını sağlamalıyız. Kahramanla özdeşleşen kişi, kendi sorunlarını çözme gücünü yine o ekranda bulabilmelidir. 

Zafer, İnananlarındır 

Sözlerime başlarken "heyecanlıyım" demiştim. Basın mesleğimin en önemli ayağı gözlemdir. Bugün bu konuya duyarlı insanların gözlerinde gördüğüm azim, bu mücadelenin zafere ulaşacağının en büyük kanıtıdır. 

Bu kutlu yolda yürümek için önümüzde üç basamak var: 

  1. İstek (Bugün buradayız), 

  2. İnanç (Gözlerimizdeki parıltıda mevcut), 

  3. Takım Ruhu (Sorumluluk bilinciyle yılmadan çalışmak). 

Eğer bu basamakları hep birlikte çıkarsak, önümüzde dayanacak bir engel kalmayacaktır. Amacımız sadece karanlık bir tablo çizmek değil; o karanlığı dağıtacak olan "farkındalık ışığını" birlikte yakmaktır. Uyuşturucuyla savaş önce zihinlerde, sonra ekranlarda ve nihayetinde kalplerde kazanılacaktır. 

Bir Umut Kapısı Olarak Kurumlar ve Medyadaki Doğru Temsil 

Bağımlılıkla mücadele eden bir birey veya ailesi için en zor an, "Nereye gideceğim?" sorusuna yanıt bulamadığı andır. Ancak bu kurumların sadece fiziksel binalar olarak kalmaması, kitle iletişim araçlarında birer "çözüm merkezi" olarak doğru konumlandırılması gerekir. 

Yardım Alınabilecek Temel Kurumlar 

  • AMATEM (Alkol ve Madde Bağımlılığı Tedavi Merkezi): Devlet hastaneleri bünyesinde en kapsamlı tıbbi arındırma ve tedavi hizmetini sunan ana merkezdir. 

  • ÇEMATEM: Çocuk ve ergenlere özel, yaş grubunun hassasiyetlerine uygun tedavi süreçleri yürütür. 

  • YEDAM (Yeşilay Danışmanlık Merkezi): Psikologlar ve sosyal hizmet uzmanları aracılığıyla bağımlı ve yakınlarına ücretsiz psikososyal destek sağlar. (Danışma Hattı: 115) 

  • BATEM ve Motivasyon Merkezleri: Kişinin kendi isteği ve iradesi dışında sürüklendiği tuzaklardan kurtulması için motivasyonel görüşme teknikleri uygulayan özel destek birimleri. 

  • Sivil Toplum Kuruluşları ve Barolar: Özellikle Türkiye Barolar Birliği gibi kurumların adli yardım mekanizmaları, konunun hukuki boyutunda ailelerin en büyük güvencesidir. 

            Bu Kurumlar Medyada Nasıl Yer Almalı? (Doğru İletişim Stratejisi) 

  • TRT yıllarındaki tecrübelerimden biliyorum ki; bir kurumu sadece "soğuk bir tedavi merkezi" gibi göstermek, bağımlı bireyde korku ve kaçış yaratır. İşte medyadaki doğru temsilin anahtarları: 

  • "Korku" Yerine "Güven" Teması: Haberlerde veya spotlarda bu kurumlar "beyaz önlüklü soğuk hastaneler" olarak değil; sıcak, kapsayıcı, yüzlerin mozaiklendiği ama hikayelerin aydınlandığı "yeni bir başlangıç kapısı" olarak sunulmalıdır. 

  • Başarı Hikayelerinin Tanıklığı: Kurumda tedavi görmüş ve hayata tutunmuş "gerçek kahramanların" (kimlik gizliliğine sadık kalarak) başarı öyküleri anlatılmalı. Kişi, "Eğer o başardıysa, ben de bu kurumun desteğiyle başarabilirim" diyebilmeli. 

  • İnteraktif Programlar ve Terapiler: Özel kanallarda, uzmanların (psikiyatrist, psikolog, sosyal hizmet uzmanı) katılımıyla halka açık, bilgilendirici ama asla yargılayıcı olmayan seans simülasyonları yayınlanmalı. Terapinin yararları, "insana değer veren" bir dille anlatılmalı. 

  • Zamanlama ve Kanal Seçimi: Kamu spotları ve bilgilendirici içerikler, sadece sabah kuşağında değil, gençlerin ve ailelerin ekran başında olduğu prime-time (ana yayın) dilimlerinde, sürükleyici dizi aralarında sarsıcı efektlerle yer bulmalı. 

  • Dijital Görünürlük: Bu kurumların internet siteleri ve sosyal medya hesapları "kullanıcı dostu" olmalı. Bir tıkla ulaşılabilecek canlı destek hatları ve "kendi kendini değerlendirme testleri" medyada daha fazla tanıtılmalıdır. 

Sonuç olarak; bağımlılık, hangi aşamada olursa olsun düzelebilen bir hastalıktır.  

Medyanın görevi bu gerçeği fısıldarcasına anlatmak, hatırlatak değil, haykırmaktır. Bizler doğru yaklaşımla; doğru kurgu, doğru görüntü ve en önemlisi "doğru duyguyla" bu kapıları aralarsak; o kutlu zafere uluşmak hayal olmayacaktır. 

 

 
 
 

Yorumlar


İLETİŞİM

Tel: 0537 777 83 05 | dolunaydergi@gmail.com

Haber, Etkinlik ve Daha Fazlası için Üye olun!

Bizi takip edin:

  • Youtube
  • Black Facebook Icon
  • Instagram

© 2025 Dolunay Dergi Topluluğu

bottom of page