SEDAGET KERİMOVA VE “SOYUQ GÜNEŞ”
- Hayat Aras

- 16 Kas 2025
- 2 dakikada okunur

Televizyonla hiçbir zaman yakınlık kuramadım. Ekran bana hep soğuk, uzak ve biraz da yapay geldi. Yüzleri ekran ışıklarının; duyguları kare, diktörtgen bir geometrinin içine sıkışmış insanlar, donmuş resim gibiydi. Yankısız sözler, gizemli birer yabancıydı; her şey fazla parlak, ama bir o kadar da sessiz. Belki de bu yüzden televizyon bana hep “eksilen zaman” hissi verdi.
Hal böyle de olsa bazı anlar vardır; bir sözcük, bir sahne, bir ad bütün düşünceni altüst eder. “Soyuq Güneş” adını ilk duyduğumda tam da böyle oldu. İki sözcük... Biri yakıcı, diğeri donuk. Normalde birbirini boğması gereken iki uç. Ama bu kez yan yanaydılar. Sanki biri diğerinin anlamına sığınmış gibi. Güneş nasıl soğuk olabilir? Belki içini ısıtmadan aydınlatan bir ışık gibidir. Belki de yanmadan parlayan bir umudun adı… İçimde, açıklayamadığım bir merak uyandı. Bu iki sözcüğün birleştiği yerde bir hikâye, bir kalp kırıklığı, bir yürek sızıntısı, belki de sessiz bir direniş saklı olmalıydı. İki çift sözün gücü, asıl büyünün, cam ekranlarda değil sözcüklerin içinde saklandığını gösteren sihirdi. Bazı sözcüklere tutkulu bir aşkla bağlanırım; onların sesi, anlamı, bıraktığı yankı beni içine çeker, sözcüğe sevdalanırım.
“Soyuq Güneş.” Bir an durdum. Güneş… ama soğuk? Bu nasıl bir zıtlık, ne yaman bir çelişki, nasıl güçlü bir sessizlikti. Adın ardındaki gizem, beni bir mıknatıs gibi kendine çekmişti: sıcakla soğuğun, ışıkla gölgenin, umutla kederin buluştuğu o ince çizgi… Çağrısına kapıldığım bu iki sözcüğün peşine düşmek için bile isteye bu filmi izlemek istedim. Ekrandaki görüntüler için değil, o iki sözcüğün anlamını duymak, öğrenmek için.
“Soyuq Güneş” bana bir yapımın adından çok daha fazlası gibi geldi: sanki Sedaget Kerimova’nın sözcüklerle kurduğu o ince denge, sıcakla soğuğun buluştuğu bir ruh hâliydi. Belki de bu yüzden, bazı sözcükler bir filmden uzun sürer, bir sahneden çok daha derin iz bırakır.
Bilgi köprüsüyle halk kültürünü yazılı, işitsel, görsel alana taşıyan Sedaget Hanım’ın eserlerindeki anlamlar, Soyuq Güneş’in ruhundan farksızdı: Sessiz Haray, Ağ Qem… Haray nasıl sessiz, gam nasıl ak olurdu? Söylenemeyen sözlerin, duyurulamayan duyguların yankısıydı Sessiz Haray. Kayıpların, yoklukların zarif izlerini taşıyan masum ve dingin bir hüzündü Ak Gam. Umutla hüzün arasında asılı kalan, ulaşılamayan titrek parıltıydı Soğuk Güneş.
Okuyucuyu, izleyiciyi, dinleyiciyi uçsuz bucaksız diyarlarda yolculuğa çıkaran bu değerli hanımefendi ile Bakü Kitap Fuarı’nda görüşmek; bilginin en güzel ödüllerinden biri olmuştu bana. Cam ekrandan izlediğim filmin kitabını, yazarından imzalı olarak almak hiçbir sözcükle anlatamayacağım güzellikti. Eserlerinin adına yaraşır biçimde yaptığımız sözsüz sohbet; gönül dilimizin, sesli sohbet varlığımızın göstergesiydi. Sedaget Kerimova bilgiyle duyguyu, gelenekle çağdaş edebiyatın dallarını birleştiren usta bir kalemdir.




Yorumlar